Süslü hayatın peşinden koşanlar

Lale Devri isimli televizyon dizisinde usta tiyatrocular ve harika ses tonları yer alıyordu. Ben o zamanlar izlediğim televizyon dizilerinden bile kendi kişisel gelişimim için bir şeyler buluyordum. Lale Devri dizisinde hased kötü sinsi katil ve mafya zümrüt hanım karakteri, dizi kahramanı olan çınar’a ve eşi toprağa çok ciddi katillikler ve kötülükler yaptı. Hatta toprak’a candan sevdiğinin kaybını, derin üzüntüsünü tekrar aynen yaşattı (düzenlettiği süikast sonucunda toprak hafızasını kaybedip uzun çabaları sonucunda candan sevdiklerinin öldürüldüğünü tekrar öğrenince). zümrüt’ü çınar’a musallat eden babasının, dizi finaline yakın aklı başına gelince harika bir sözü vardı “özgürlük de esaret de insanın içindeymiş, oğlum ben yeni anladım“. Ayrıca dizide Engin Bey isimli toprak’a platonik aşık olan doktor vardı, zümrüt bu doktoru toprak ile çınarın arasını bozmak için toprak’a musallat etti. Doktor, toprak’ın kendisinin olmayacağını bile bile toprak’la zümrütün talimatları doğrultusunda sinsice uğraştı. Dizi finalinde zümrüt hapse girince hapishaneye çağırdığı doktordan toprak’ı alıp buralardan kaybolmasını ve ona yardım da edeceğini söyledi, istedi. Ama doktor artık akıllanmıştı. Zümrüt mafyasına, katiline “buraya sen çağırdın diye gelmedim, buraya bir daha şeytana uymayacağımı, senin dediklerini yapmayacağımı sana söylemek için geldim. Ben geçmişte şeytana uydum, şeytanın bana sunduğu süslü hayatın peşinden koştum ve bu hayatın peşinden koşarken yakıp yıktıklarımın farkına bile varmadım. Bu yüzden ailemi bile kaybettim ve artık yolun sonuna geldiğimi anladım, bence zümrüt hanım siz de bu savaşı bu kibri bu inadı bu isyanı bırakın, sonlandırın, kaybettiniz. Kötüler her zaman kaybetmeye mahkumdur.” dedi. Bence çok harika bir konuşmaydı. Lale Devri dizisi normalde basit bir diziydi ama bu basit diziyi izlemek için vaktimi harcadığıma bu konuşmalar sayesinde hiç mi hiç pişman olmadım.

Fatma gülün suçu ne dizisinde de tecavüzcü erdoğan yaşaran karakterinin kıskanç olduğunu ve kuzenini kıskandığını daha ilk bölümde gösterdiler ve erdoğan yaşaran, fatma güle tecavüz eden ilk sapıktı. Dizinin sonraki bölümlerinde şaşarak gördüm ki, hased / haset insanlar gerçekten kötüymüş, erdoğan ve ailesi ve ayak takımları direk cinayet bile işlediler/işlettiler ve üstelik daha bir çok sinsi kötülüğü sinsi suçu yaptılar. Hasedlerin kötü olduklarını, kıskançların kötü olduklarını bu diziden de buldum. Mağdur Fatmagül’ün bir sözünü çok beğendim,Kötülük kötülerdendir.“. Garip insanlar, masum insanlar ne olursa olsun kendini suçlamasınlar, maruz kaldıkları kötülükten dolayı utanmasınlar, zalimler utansın, kötülük kötülerdendir.

Kuran’da da şeytanın insanlara süslü vaadlerde bulunduğu (uzun ömür, ardı arkası kesilmez dünyalık geçici emeller, boş ümidler, faydasız ilimler, bol çocuk, batıl sözün yaldızlısı, zan, zevk ve şehvet, kalabalık bir çevre, makam, aldatmaca-oyalamaca v.b.) yazmaktadır. Zümrütte, doktor engine toprak’ı çalmasını ve kendine eş yapmasını vaat etmiş, bunun için bu doktora mafyası ile sinsice yardımda etmiş ve destek vermiş. Burada bu çok güzel sözü günlük hayatımıza uyguladım. İnanınki benim hiç bir beklentim yok. Zaten iç huzurumu buldum, ALLAH’ın takdir ettiği ecelimi bekliyorum, sadece bu. Bu görüşlerimi ise sadece yazıyorum, okuyanlar ders alır mı almaz mı bilmiyorum. Tek temennim insanlık için hayırlara vesile olması ve keşke masum ve gariplerin rahat bırakılmasının sağlanmasıdır. Keşke.

– Hala kanserin tedavisi için yapılan araştırmalardan hiç bir şey anlamadım. Sürekli bir şeyler bulundu diyorlar ama ortada fol yok yumurta yok, parası olmayanlar yine eski usul görebildikleri kadar tedavi görüyorlar. Bu yüzden de ben kanseri bahane edip kendi egolarını kendi makamlarını kendi ünlerini kendi çıkarlarını sağlayan insanları uygun bulmuyorum. Hele bir de bu araştırmalar için hayvan olsun insan olsun bitki olsun bir çok canlının resmi yada yasadışı gaddarca kobay olarak kullanıldıklarını bildiğim için insanlığım sızlıyor. Bu kobay canlılara bu gaddarlıkları bu kötülükleri hiç bir bahaneyle yapmaya hakları yok. Bence Ahirette bu kobaylarda, kobaylara gaddarlık yapan doktorlara/araştırmacılara ebedi olarak azab edecekler. Bu gaddarların yanına kalmayacak. Eğer bu gaddarlar insan olsalardı başka canlı üzerinde deney yapacaklarına kendileri üzerinde yada kendi ailesinden sevdikleri üzerinde deneyler yaparlardı, zorbaca katilce başka canlılara gaddarlık yapmaya hiç hakları yoktur. Doom isimli bir film izlemiştim, bu filmde asker abi ve doktor abla kardeşler vardı, çok yayılıcı katil bir virüs dünyayı zombi yaratıklara dönüştürüyordu, fimin sonuna doğru bu virüsün antik kazı çalışmaları sırasında yer altından geçmiş uygarlıklardan bulunduğu ortaya çıktı, ve asıl önemli olan bu virüs kötü insanları zombiye dönüştürüyordu, iyilere zarar vermiyordu, bir sahnede iyi diye bildiğimiz kalbi katılaşmış doktorlarında gaddarca gülerek bu virüs ile zombiye dönüştüğünü gösterdiler. Gerçekten değerli bir filmdi. Doktor da olsa kalbi gaddar olarak, acımadan kötülüük yapabilen gaddarlık yapabilen insanlar zalimdir. Günümüzde medyada ki bir çok yandaş doktor/profesör/araştırmacı veya uzman gibi. Bunlar çıkarları doğrultusunda antibiyotik gibi, iltihabı durdurmak için hayati öneme sahip destekleyici ve iyileştirici ilacı, bile yasaklanmasını savunabilmektedirler. Bunlar bence katildirler. Kolaysa bu yandaşların bu doktorların kendi ailelerinden kendi sevdikleri antibiyotiksiz kalsın ve acılar iltihaplar içinde uykusuz günler sonrasında ölsün de görsünler, bu zalimler. Annemin kanı ellerinizde siz katiller, sanmayın ki yanınıza kalacak, ALLAH benim masum ve garip annemin intikamını siz gaddarlardan, siz rantçılardan, siz zalimlerden söke söke alacak. Kolaylık varken neden zorluk olsun, iltihabı iyileştirebilmek varken neden iltihaplı günler olsun, kıtlık yokken neden iyileştirici – destekleyici ilacı yasaklıyorsunuz – kısıtlıyorsunuz, bunu yapmaya hakkınız yok. Kendilerinin iyi bir iş yaptığını zanneden bu rantçılar bu serseriler bu katiller konuşmaya gelince hem suçlu hem güçlü oluyorlar hem de bel altı vuruyorlar. Kanseri tedavisini bulmak süslü bahanesi ile yüz yıllardır kaç tane zalim hayatını zevk sefa makam içinde yaşamıştır kim bilir. Tamamen çıkar, tamamen gaddarlık. Kanserin tedavisi bence yoktur. Bence en güzel tedavi lazer ile urları kötü bölgeyi yakmak ve tekrarlarsa da yeniden yakmaktır, boşu boşuna kobaylara işkence yapmanın, kalpleri katılaştırmanın ne gereği var. Zaten lazer ve ışık tedavisi günümüzde bir çok kanser türünde sorunsuz kullanılıyor, daha bilmediğimiz kaç lazer türü vardır kim bilir, üstelik lazerleri vücuda enjekte edilen nanoparçacıklarla çok daha etkili ve kalıcı olarak kullanmakta mümkündür, bu konu ile ilgili bir çok makale ve çalışmalar vardır. Lazer ve ışık ile hiç kimseye (kobay canlılar da dahil hasta da dahil) acı çektirmeden kanseri, urlu bölgeyi yok etmek mümkündür. Neden bu kadar gaddarlık hala devam ediyor neden hala kobay canlılara işkence yapılıyor, neden kimse bu katilliğe, bu deli gidişe dur demiyor. Bir hap yada bir ilaçla tüm kanseri durdurabileceklerini mi sanıyorlar, bu ne büyük bir kibirdir, bence direk yaratılışımıza aykırıdır, isyan etmektir. Yaratılışımızda genler ve genler de oluşan mutasyonlar (bozulma) vardır. Bu mutasyonları yaratılışımıza isyan ederek, durdurmaya çalışmak bile bence baş kaldırmak ve kibirdir ve bir şekilde yaratılışı değiştirmektir. Umarım bir gün kanseri yenmek gibi bir bahane, boş ve süslü bir vaadin arkasına sığınılarak yapılan ardı arkası kesilmeyen bu gaddarlıklara bu rant ağına bu cinayetlere bir son verilir. Umarım.

– Bir hapla kanserin ilacını buldum tüm insanları kurtarıcam; enerji verimliliğini buldum insanlara çok çok faydalı oldum artık elektrik/su tüketimi sorunsuz-bedelsiz-kimseyi rahatsız etmeden-kolayca çok çok azaldı nerdeyse sıfır tüketim olacak (yani mikropların çoğalmasından dolayı herkes ölecek); sıfır atık vay canına hiç mi hiç atık yok yani yaşam yok; geri dönüşüm vay canına hiç bir bedel ödemeden hemen kolayca anında geri dönüşüm hem de herşey de; vay canına dünya barışı herkes kardeş oldu katiller ve sapıklar ve kıskançlar bile herkes kardeş oldu; dünyada bir çocuk bile ölmeyecek yazık çocuklar ölmesin adamlar ölsün yada herkes yaşasın herkes arsızca çoğalmaya devam etsin dünya bu arsızların ağırlığından dolayı batsın; sıfır karbon vay canına artık nefes alıp verirken bile CO2 salmayacağız vay canına mutasyona uğradık; yeni dünya vay canına herşey yani tüm dertlerimiz tüm sıkıntılarımız anında bitti; sonraki nesil-yeni teknoloji-sonraki vay canına tamamen yeni hiç mi hiç sorunu yok vay canına; elektrikli araçlar vay canına dünyaya hiç mi hiç zarar vermeden petrolden sıkıntısız kurtulduk vay canına petrol zorunluluğu bitti ama heryer batarya çöplüğü oldu vay canına; dünyada açlık bitti vay canına herkes tıka basa her gün yiyor ve tabiki dünya bu ağırlığı taşıyamıyor ve batıyor; uzaya çıktık yeni gezegen bulduk burada dertler sıkıntılar kıskançlık yok her şey bedava; herkes müslüman herkes kanunlara ve kurallara uyuyor başkasına yan bakmıyor vay canına herkes masum, v.b. havalı ideolojilerle, süslü görüşlerle şeytanın adımlarına uymak ve ardı arkası gelmeden, yetinmeden ve faydası olmadığı görüldüğü halde daha da devam etmek şeytana uymaktır. Şarkıdaki gibi “zira dünya eski hamam eski tas, ağzım yandı artık benden sevda pas, zira dünya eski hamam eski tas” herşey aynıdır, sadece zaman ve çevre biraz değişmiştir, yoksa aynı insanlık aynı sonu gelmeyen aranmalar-arayışlar. Normalde böyle havalı (süslü) ideolojiler imkansızdır, ütopyadır ama katiller ve katil ruhlu insanlar sonu gelmeyen aranmaları-arayışları-arpaları fazla dertleri az gelişleri yüzünden yani yetinmemeleri yüzünden, yani rahat batması yüzünden, kişisel gelişimlerini tamamlamadıkları için, iç huzuru bulamadıkları için (yani kalplerinde/gönüllerinde hastalık olduğu için, hased oldukları için) kendi çıkarları-rantları içinişin sonunu düşünmeden (kapsamlı bir fizibilite çalışması bile yapmadan, maddi kar/zarar durumu, doğaya zarar durumu, işin yapılması durumunda birey için fayda/zarar oranı ve işin aslının detaylı olarak araştırılması gibi konunun uzmanlarınca yapılan araştırma) bu süslü ideolojilerin peşinden gidip, gereksiz yatırımlar/ihaleler/görevler v.b. yapmak masumlara ve doğaya ciddi zarar vermektedir.

ALLAH şeytana ve kafirlere mühlet vermiştir. Asıl çözüm ise gayet net ve basittir: nüfus artışını durdurmak, yolsuzluğu önlemek-kanunlara yasalara uyulmasını sağlamak ve bireyin bilinçlendirilmesini sağlamaktır. Asıl amaç bireye zorluk çıkarmak (yeni şeyler hep zordur ve tabiki eski köye yeni adet olmaz) olmamalıdır, asıl amaç zaten işleyen mevcut sistemde bireyin hayatını kolaylaştırmak olmalıdır, Kuranda bile kolaylaştırınız zorlaştırmayınız yazıyor. Zaten mevcut sistem işliyorsa kimse ilave bir şey yapmak zorunda da değildir, kendi kendine durup dururken görev yazıp-uydurup da, bir de kendi halinde kendi rızkında olan masumların hayatlarını zorlaştırmak nedendir. Kıtlık savaş yokken masum bireyin hayatını zorlaştırmak ve haklarını kısıtlamak nedendir, buna ne hakkınız var, sizin arpanız fazla dertleriniz az gelmişse masumların suçu ne. Hadi gücünüz yetiyorsa nüfus artışını durdurun ve yolsuzluğu önleyin ve bilinçlenmeyi sağlayın. Bunu sevmiyorsunuz çünkü bu basit şey doğru ve hak olduğu için, siz zalimler kalplerinizdeki nifak / hased / hastalık yüzünden sürekli aranıp duruyorsunuz ve sizin ve yaptıklarınız yüzünden olan masumlara oluyor. Yanınıza kalmayacak. ALLAH herşeyden haberdardır.

– İşlemcilerde, çiplerde her sene boyutu küçültüyorlar. Bir de bunu iyi bir şeymiş gibi hava ata ata söylüyorlar. Bunun sonu ne zaman gelecek, yakında atomlarla dört matematiksel işlemi, abaküs gibi işlemci içinde bilyeler gibi oynayarak mı gerçekleştirecekler. Bu hem imkansız hem de çok tehlikeli bir uğraştır. Sonuçta atom boyunda yapılan her müdahale elektromanyetik yada nükleer radyasyon olarak bilemeyeceğimiz ciddi yan etkilere sebep olacaktır. Üstelik işlemcilerde boyutu küçültmek daha küçük nanometrelerde işlemci üretmek için fabrikalarda / üretim yerlerinde ciddi miktarda nanoparçacık atık da üretilmektedir. İzlediğim bir belgeselde Almanya gibi gelişmiş bir ülkede bile havada egzos gazından çok daha tehlikeli olarak nanoparçacık atık miktarının son yıllarda ciddi miktarda arttığı ve bunun yeni teknolojiye sahip üretim yerleri / yeni fabrikalar olduğunu söylediler. Ne gerek var. Mevcut imkanlar gayet yeterli iken ve daha ufak boyutlu işlemcilere hiç gerek yokken neden inatla, kibirle, iyi bir şeymiş gibi bu çılgınlığa bu deliliğe bu katilliğe devam etmek, neden! Sonuçta işlemcilerde nanoboyutunu üretmek için çalışan herkes, çok ciddi kanserojen etkisi olan nanoparçacık atıkların havaya doğaya (nanopartikül kirliliği) daha çok salınmasını göze almaktadırlar, bunu umursamıyorlar gibi gözükseler de direk bir çok masumun bir çok garibanın kanser olmasını, kanser riskinin artmasını yani öldürülmelerini göze alıyorlar. Sadece kendi makamları, kendi ünleri, kendi çıkarları ve kendi geçici emelleri için. Mevcut işlemcilerle dünya krize mi girdi, yetersiz mi kaldı mevcut teknoloji. Ayrıca nanoboyutunu küçültmek için çok çok hassas yeni nesil üretim cihazlarının da yapılması gerekiyor, zaten mevcutları varken bu yeni cihazları üretmek de daha fazla çevre kirliliğine sebep olmaktadır, bu sırada dünya kaynakları da gaddarca sorumsuzca sonunu düşünmeden tüketilmektedir. Mevcut varken daha çok ve daha zorlu (üretimi ve kullanımı sırasında çevreye verdiği zararı daha büyük olan) yeni cihazları üretmek, dünyayı nanopartikül kirliliğine ve cihaz çöplüğüne dönüştürmek ve masum insanların kanser riskini arttırıp ölmelerini göze almak, umursamamak katilliktir. Fringe isimli dizide bir doktor yeni nesil araştırma yapan bir firmadan bunu fark ettiği için istifa edip, kendi mütevazi evinde bahçesinde çalışmayı tercih etmiştir, ama katil firma, bu zeki doktoru istediği bilgi için kendi evinde, işine geri dönmeyeceğini yapılanların çok kötü olduğunu bu suça daha fazla ortak olmayacağını söylemesi üzerine öldürüldü. Zaten dünya şu anda işlemci çöplüğü, akıllı cihaz çöplüğü, televizyon çöplüğü, uydu çöplüğü, cihaz/makine çöplüğü, batarya çöplüğü, v.b. haline gelmiştir. İşlemcileri iyice küçültüp uzay gemisi yapıp aya marsa yada uzaya mı kaçacaklar. Bir belgeselde sunucu adam “aya ve marsa gelecekte üs kurulunca, ilk önce aya uğrar, otelinizde içkinizi içer, kumarınızı oynar, zevkinizi yaşar ve dinlendikten sonra marsa geçersiniz…” dedi, ben çok üzüldüm daha şimdiden ayı ve marsı bile tüketim çılgınlığına sorumsuzca, gaddarca alet etmek istiyorlar. Dünyadaki oteller, manzaralar az geldi bir de aydaki otelde içki içeceklermiş, yazık değil mi bir içki içmek için bakir, temiz, istila edilmemiş ayı da beton yığınına dönüştürmek. Bu insanlar, bu firmalar virüs gibi, bakteri gibi gittikleri yerleri istila edip orada çoğalıp orayı harap edip bir de utanmadan başka yaşam alanlarını tüketmek istiyorlar. Neden yetinmiyorlar, içkini içerken en çok zevk aldığın yer en beğendiğin yerdir, bu yer isterse kendi evin, isterse bahçe, isterse otel olsun, önemli olan senin zevk almandır, yetinmendir. Yetinmeyi bilmiyorsun diye (yani hayattan zevk almasını bilmiyorsun diye) daha ne başka yerleri arıyorsun, aranıyorsun, bir de bu arayışlarda saf kirletilmemiş doğayı kirletiyorsun hatta yok ediyorsun. Yazık ve günahtır. İnsanlık bu mu, bir içki zevki için, bitmeyen arayış için masum doğayı katletmek. Halbuki yetinmeyi bilen bir insan hiç manzarası olmayan, kapıcı dairesi bodrum katı gibi zor bir yerde bile hayatını zevkle yaşayabilir, bu gerçektir. Yetinmeyi bilmeyen, sürekli aranan, sürekli tüketen ve yok eden insanlar yüzünden dünya beton yığınına döndü, çöplüğe döndü şimdi de ayı yada marsı katledecekler. Bu deli gidişe, şeytanın bu adımına, bu ardı arkası kesilmeyen nanoboyutu küçültme hırsına bir dur diyecek yok mu, bu sorumsuzluğa, bu gaddarlığa, bu kibre ve bu katilliğe bir dur diyecek yok mu? Yetinmeyi bilenler yok mu!

– Kuranda bile çocuk sahibi olmak iyi bir şey olarak nitelendirilmemektedir. “onların malları ve çocukları sakın seni imrendirmesin, biz bunlarla aslında onlara azab ediyoruz, ama onlar işin farkında değildirler, dünya hayatının süsüne kanıp birbirleriyle övünüp durup oyun oynuyorlar, eğleniyorlar…” yazmaktadır. ülke ekonomisi nüfusu işleyişi durumu ciddi olarak kötüleşti, kardeşlerim 2 çocuk ile yetindiler, kardeşim ölümü göze alarak kendine, küçük bir aile sağlık ocağında kalıcı doğum kontrolü yaptırdı, çok tehlikeliydi ama göze aldı, sorumluluk duygusu ile bu riski göze aldı ve kalıcı olarak tedbirini aldı. Sonuçta doğum kontrolü için çok basit yöntemler de bulunmaktadır. Bilenler bilir. Ama nedense geri kafalı ve sapık ve arsız insanlar bunları uygulamazlar. Ben 10 çocuk sahibi olupta başkasının namusuna hatta başkasının kız çocuğuna sapıklık yapan adamlar okudum, buradan da çocuk yapmanın cinsel yetinmeye bir faydası olmadığını söyleyebiliriz. Yetinmeyi bilmeyen, serseri tipli adamlar ve kadınlar, dünyayı ve dünyanın mevcut durumunu hiç umursamadan daha da önemlisi doğuracakları çocukların gelişimini bile umursamayarak, “saldım çayıra mevlam kayıra, artık ister terörist olsun ister hırsız bana ne, ben havamdayım, ben kibrimdeyim, ben köpekler gibi çoğaldım ya” diye biliyorlar. Biyolojide popülasyonlar az sayıda başlayıp, üreyip çoğalıp, çevre kaynakları bu çoğunluğa yetmeyinceye kadar üremekte ve kaynaklar azalınca da birbirleriyle savaşarak yada çevrenin gazabına uğrayarak popülasyon nüfusunu dengeliyorlar. İnsanlar ise ALLAH’tan korkmadan, kibirle, sorumsuzca, sonunu düşünmeden, katilce üremeye devam ediyorlar, hayvanlardan daha beter sorumsuz (hayvanların akılları ve iradeleri ve imkanları yoktur). Doğuracakları çocukların bakımı ve kişisel gelişimlerini de umursamıyorlar, kalabalık bir yerde zaten işsizlik, suç, kötülük, kötü duygular, hasetlik ve kötü alışkanlıklar daha kolay yayılmaktadır. 2 çocuklu aileler bile çocuklarını ıslah etmekte zorlanırken, çok çocuk yapan aileler nasıl bu çok çok ciddi riski, bu kötülüğü göze alıyorlar, dünyaya ve geri kalan masumların gariplerin kendi doğurdukları çok sayıdaki kötülüklere maruz kalmasını ve ayrıca bunların dünya kaynaklarını da aşırı tüketmelerine sebep olmalarını nasıl göze alabiliyorlar. Kaynaklar tükenince azalınca ne olacağı bellidir, ilk önce suç ve tecavüz sonra da savaşlar. İnsanlar nasıl bu kadar sorumsuz ve bu kadar katil olabiliyorlar. Bir de medyada rantçı ve geri kafalı aslında sadece rantçı olan insanlar çocuk yapmayı öneriyorlar, yazıklar olsun. Ben hakkımı asla helal etmiyorum, siz aşağılık hayvan sürülerine, siz sorumsuz katillere, siz teröristlere. Ne olurdu yetinseydiniz, ne olurdu teknolojik gelişimin gayet yeterli olduğu bari bu son 25 yılda (2000-2025) en fazla 2 çocuk doğursaydınız ve çocuklarınızın ıslahı için canla başla çalışsaydınız. Benim bildiğim, gördüğüm genetik genlerden ve yetiştirme tarzından dolayı bunların çocukları da kendileri gibi katildirler.

Bir de çok çeşitli ve çok çok sayıdaki göçmenleri, biz vatandaşlara sormadan, incelemeden, sorgusuz sualsiz, sırf kendi çıkarları, kendi rantları, kendi ünleri için ülkemize sorumsuzca zorbaca alıyorlar. Bu yetmezmiş gibi göçmenlerin hepsi sanki melekmiş gibi hepsine biz vatandaşlardan çok daha fazla ayrıcalık veriyorlar. Sınırlara tampon bölgeler-alanlar oluşturulup göçmenlerin buralara yerleştirilmesi gerekliydi. Ben hakkımı kesinlikle helal etmiyorum, haram zıkkım olsun. Bir de bu göçmenler hiç utanmadan, hiç çekinmeden burada geçici-misafir-göçmen olduklarını umursamadan utanmadan hayvan sürüleri gibi hala ürüyorlar, hemen hemen hepsinde 5 yada 10 çocuk var, kaç yıldır ülkemizde zevk sefa içinde, vergi askerlik hastane kuyruğu gibi şeylerden muaf olarak mafya gibi teröristler gibi ürüyorlar. Bunları siyasetçiler ve yetkililer ve halk görmüyor mu? Ben hakkımı asla helal etmiyorum, göçmenleri zorbaca, sormadan alanlara, bizlerden daha çok ayrıcalık verenlere, göçmenlerin hayvan sürüleri gibi ürümelerine göz yumanlara hakkımı asla helal etmiyorum, zehir zıkkım olsun, felç olsun, kangren olsun, sakın yanınıza kalacağını sanmayın. Ben bileğimin hakkıyla, alın terimle kanunlara yasalara uyarak hayatta kalmaya ve geçinmeye çalışayım, göçmenler ve onları alanlar zevk sefa içinde tasasızca gaddarca yaşasınlar üresinler. Yanınıza kalmayacak. Bu deli gidişe, bu ardı arkası kesilmeyen hayvan sürüsü gibi çoğalmaya, bu yalanlara, bu geri kafalılığa ve asıl bu katilliğe dur diyecek yok mu? Teknolojik gelişimin ve bilişimin gayet yeterli olduğu bu son 25 yılda (2000-2025), 3 ve 3’ten fazla çocuk yapanlar bence kim olursa olsun (profesör, iş adamı, imam, memur v.b.) sorumsuzdur, aslında egosu ve kibiri, övünmesi, büyüklük taslaması için üremektedir, dünyaya ve masumlara, gariplere zarar vermek için, zaten az olan kaynakları tüketmek ve dünyada savaş çıkarmaya sebep olmak için üremektedirler. Bu ciddi durumu neden herkes fark etmiyor, aklım almıyor.

– GYTE yüksek lisansım ve sonrasında üniversite içerisinde dolaşırken, üzüntümü sorunlarımı unutmak için üniversitenin doğasına, ağaçlarına ve yeşilliğine kendimi bırakıyordum. Hem yürüyüş yapıyor hem de az da olsa bu doğada kendimi tazeliyordum, huzur bulmaya çalışıyordum. Sen misin burada da huzur bulan, derken aniden sanki bir talimat gelmiş gibi üniversitede birden bire peş peşe ciddi inşaatlar başladı, bir anda. Duyduğuma göre üniversite yönetimi, hükümetten ödenek almış ve bu ödeneği kullanmak için bitirmek için, geri göndermemek için bu ciddi inşaatları yaptırmış. İnanınki devasa binalar yaptılar ve bu binaları yaparken acayip sağlam yaptılar, yeni inşaat teknolojileri kullandılar, bu işlerden anlamayan birisi bile inşaatların çok çok kaliteli yapıldığını fark ederdi. Sanki hiç yıkılmayacak gibi, amaçları neydi. Kaliteyi arttırmak için bir bedel ödemek gerekir, parayı maliyeti geçtim direk çevre-doğa katlediliyor, en kaliteli kum bulacaklar diye en kaliteli denizler yarıyorlar (denizdeki canlıları hiçe sayarak), en kaliteli beton bulacaklar diye en güzel ormanlık-çimenlik alanları yarıyorlar (bu yeşil alanlardaki canlıları hiçe sayarak) v.b. Sonuçta bina yapıyorsun, bu kadar aşırı sağlam yapmanın ne anlamı vardır, hem paraya yazık hem doğaya ve hem de canlılara yazıktır. Derken bu üniversiteyi de beton yığını haline getirdiler, manzara keyfimi çaldılar. Benim bildiğim, hele şimdi 2025 yılında, zaten üniversite sayısı fazladır ve ekonomi çok kötüdür, okullar boş kalıyormuş, ben kendimden de biliyorum, üniversitelerde dev anfiler, dev sınıflar hep boş kalıyor, tam olarak asla dolmuyor, bir de bunları ısıtmak için devletten para alarak kaloriferleri cayır cayır yakanlarda var. İnanınki daha ne gaddarlıklar var. Yeni yapılan yeni binaların çoğunun boş kalacağını bildikleri halde, bu binaların bakımı/ısıtılması/soğutulması v.b. bir çok işinde çok masraf çıkacağını bildikleri halde ve tabiki bu binaları yaptıkları yerdeki doğal alanları yok ettikleri halde, nasıl utanmadan ALLAH’tan korkmadan bir kendilerini iyi bir iş yapıyor sanıyorlar, böbürleniyorlar. Sırf rant için, sırf makam için, sırf yeni ihale için sırf makamlarını korumak yada üst makamlara geçmek için, sırf hava atmak için. Bu affedilemez. Bu insanlık suçudur, en başta canlılara direk zarar vardır ve sonra gerçekten ihtiyaç da yoktur ve sonrasında da bakım işleri için çevreye zarar vardır. Gerçekten çok yazık. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. Bu sağlam yapıları yapanlar, sorumsuzca gaddarca yaptıranlar hiç ölmeyeceklerini mi sanıyorlar acaba, nasıl ALLAH’a can verecekler. Zaten şu anda ülkemizde de bir betonlaşma yarışı var. Gecekondular yetmedi, yasadışı villalar yetmedi bu köylü kurnazlar, bu hırsızlar, bu mafyalar, bu suçlular yetmedi bir de toplu konut çılgınlığı başladı. Firmalar bir yandan, devlet bir yandan, aklım almıyor bunun sonu nereye varacak, uzaya da mı inşaat yapacaklar, egoistler, kibirli katiller. Çözüm basit: nüfus artışını durdur ve göçü durdur-yasakla, yasaları işlet, bireyi kişisel gelişim ile geliştir ve koru. Doğanın, doğadaki canlıların suçu nedir, neden katlediyorsunuz. Sırf siyasi rant için, sırf çeteleşmek ve mafyalaşmak için, sırf virüsler gibi yayılmak ve çevreyi ve insanlığı katletmek için. yazıklar olsun. Dünyaya kazık çaktım duyulsun adım gibi. Bu gibi doğa katliamı projelerine bulaşanlar hiç ölmeyeceklerini mi sanıyorlar acaba, nasıl ALLAH’a can verecekler, en başta dünya (doğa canlılar) sonra da gariban vatandaşlar bunlardan çatır çatır hesap soracaktır, ben de, annem de. Bu deli gidişe bir dur diyen yok mu? Şeytanın bu adımına, bu ardı arkası kesilmeyen betonlaştırma ve yayılma hırsına bir dur diyecek yok mu, bu sorumsuzluğa, bu gaddarlığa, arsızca artan nüfusa, bu kibre ve bu katilliğe bir dur diyecek yok mu? Yetinmeyi bilenler yok mu!

Petrolün biteceği zaman daha hala belli değildir, daha uzun yıllar petrol yetecektir, ayrıca petrolün yerini alacak yeni bir kimyasal üretimi de başarılmıştır. Egzos gazları artıyor diye bahane edenler neden nüfustaki sorumsuzca artışı dillendirmiyorlar,asıl çözüm: gaddarca katilce serseri gibi kibirle devam eden nüfus artışını durdurmaktır. Nüfus azalınca ve dengelenince zaten dünya da varsa sorun kendine kendine düzelir. Neden benzini bahane edip de bataryalı / elektrikli araçlar yapıyorlar. Zaten batarya yapımında kullanılan kimyasal malzemeler / madenler de sınırlıdır, bunların akılları hiç getirmiyor. Dünya zaten batarya – pil çöplüğü haline gelmiştir. Bir de elektrikli araçlarda tonlarca, abartmıyorum sayısız miktarda adette pil/hücre/batarya kullanarak yeni bataryalar üretmek nedendir. Üstelik bataryaların ömürleri 10 yıldan azdır ve tekrar kullanmak gibi bir seçenek de yoktur. Yazık günah. Akıllı cihazlar sayesinde zaten dünya batarya çöplüğüyken bir de elektrikli araçların üretilmesi ve sanki iyi bir şeymiş gibi övülmesi ve üretilmelerinin arttırılması akıl alır değildir. Bir de Avrupa Birliği elektrikli araçları zorunlu kılacakmış, yazık günah, nasıl böyle bir çevre katliamına göze alabiliyorlar. Zaten araç şarj istasyonları da hem pahalıdır hem de şarj cihazları büyük ve elektronik aksama sahiptir, sık sık bozulmaları da çok olasıdır. Elektrikli araçlar için hem bataryalar üretilecek, hem sürekli periyodlarla onların büyük ve pahalı şarj cihazları üretilecektir, hem de yeni şarj istasyonları kurulacaktır, daha çok var ama bu kadarı bile çevre katliamıdır. Ayrıca şarj istasyonlarında, şarj cihazları sayı olarak yeterli olmazsa sürücülere eziyette olacaktır, çünkü şarj işlemi en az 40 dakika sürebilmektedir ve araba yıllandıkça bu süre daha da uzun sürecektir. Yeterli sayıda şarj cihazı ve ve yeterli alan olmazsa sürücülere daha çok külfet olacaktır. Hem çevre katliamı hem de sürücülere hiç gerek yokken külfet. Üstelik elektrik çarpılma riski, batarya patlama riski de cabası. Yazık ve günahtır. Çalışan ve sorunsuz işleyen bir sistemi neden bozuyorsunuz, petrol daha bitmedi, bitmeyecek, asıl nüfusu azaltsanıza madem. Gücünüz çevreye-dünyaya ve garibanlara yetiyor değil mi, hayvan sürüleri gibi sorumsuzca gaddarca ürüyen katillere güç yetiremiyorsunuz, aksine gariplere işkence ediyorsunuz ve zorluk çıkarıyorsunuz. Zaten buda katilliktir, garipleri ve çevreyi serserice umursamamak ve ölümlerini göze almaktır. Neymiş temiz enerjiymiş, elektrik havadan mı üretiliyor, aklınız nerede. Elektrik barajlardan, kömür gibi madenleri yakan santrallerden ve çok tehlikeli olan nükleer santrallerinden üretilmektedir. Aşağıdaki internet arama sayfalarından da görüleceği gibi, daha şimdiden kullanıcılar 10 yada 20 yıl vaad edilen batarya ömrünün gerçek olmadığını hatta 5 yılda araç bataryalarının çöp olduğunu yazmış, şikayet etmiş. Kaliteli yada bilinen pahalı markalar haricinde üretilen çoğu, nispeten daha ucuz, elektrikli araçlarda bu sorunların çok sıklıkla yaşanacağı kesindir. Az bilinen markalar -firmalar elektrikli araç satış fiyatını düşürmek ve dolaysıyla daha çok ürün satmak için mutlaka kaliteden ödün vereceklerdir, bu da kalitesiz batarya kullanmalarına sebep olacaktır. Kalitesiz bataryaların, vaad edilen ömürlerini tamamlayamadıkları bilimsel bir gerçektir. Ayrıca kaliteli batarya bile olsa, en pahalı elektrikli araç bile alsanız, eğer şarj işlemlerini olması gerektiği gibi olması gereken koşullarda yapmazsanız, yani şarj işlemini önemsemezseniz, bu en pahalı araça ait kaliteli bataryalar bile vaad edilen ömürlerini sağlayamazlar, bu da bilimsel bir gerçektir. Sonuçta hem üretici hatasıyla (umursamazlığıyla – maddi çıkar uğruna) hem de kullanıcının şarj işlemine gereken önemi vermemesi (düzensiz şarj etmesi yada kötü – bozuk şarj istasyonları gibi) çok ciddi ve sık görülen sebeplerden dolayı batarya ömürleri çok daha kısa olacaktır. Bir elektrikli araçta ortalama 700kg ağırlığında batarya kullanıyormuş, yazık çok yazık, bu bataryalar 5 yıl gibi kısa sürede yada en optimum 10 yıl süre sonra çöp olacaklar, çevreye ve canlılara zehir olacaklar, çocukların katili olacaklar. Ayrıca bir de 600kW gibi yüksek güçte hava atarcasına – umursamazca elektrikli tır yapmışlar, koskocaman tırı ve içindeki tonlarca yükü taşımak için kaç kg batarya kullanıldığını kabaca hesaplarsanız, neredeyse 3.000 kg yani 3 ton ağırlığında batarya kullanmışlar. Benim aklım almıyor, tonlarca ağırlığındaki bu bataryalar 5 yada 10 yıl sonra çöp olacak, doğanın ve canlıların katili olacak, bu ne umursamazlıktır, bu ne kibirdir, bu ne hava atmaktır. Petrolün bu kadar çok zarar vermesi, yani çevreyi bu kadar kirletmesi imkansızdır, ayrıca petrol sağlık – tıp ve başka bir çok hayati öneme sahip farklı uygulama alanlarında da hayat kurtarıcı olarak kullanılmaktadır. Amaç egzoz gazları ise bunun azaltmanın daha mantıklı ve daha insancıl yöntemleri vardır. En başta tabiki nüfus artışını durdurmak ve yasaları kanunları işletmektir. Aşırı çok çok miktarda, ömürlü olan, en fazla optimum 10 yılda bitecek olan tonlarca ağırlığındaki bataryaları kullanmak olmamalıdır. Yok mu deli gidişe bir dur diyecek. Egzoz sorunu arabanın kullanıldığı yaklaşık son 100 yıldır vardır, egzozun net olarak ne zararı oldu, dünya nüfusu neredeyse 9 milyara daha da artarak gidiyor, hani nerede egzozun zararı. Bu deli gidişe dur diyecek yok mu, bir tonlarca ağırlığındaki, kısa ömürlü, bataryalarla doğa katliamı yapmaya dur diyecek yok mu?

Sizin aklınız nerede. Sırf ününüz artsın, makamınız artsın, rantınız artsın, yandaşlarınız ihale alsın, diye temiz enerji gibi havalı-süslü bir ideoloji (sonunu hiç düşünmeden, bedellerini hiç düşünmeden, zararlarını-külfetini hiç düşünmeden) dillendiriyorsunuz, böyle bir şey asla olmadığı ve asla olamayacağı halde. Enerji yoktan var edilemez, mutlaka fedakarlık olur, mutlaka bir bedeli olur. Rüzgar tribünlerinde bile elde edilecek azıcık enerji için çok fazla sayıda fedakarlık yapılmaktadır, burada bile doğaya zarar veren sonuçlar vardır. Örneğin Güneş panelleri en fazla, en fazla 10 yıl gibi kısa sürede normal verimde elektrik üretirler, bu optimum 10 yılın sonunda da çöp olurlar, bir de bu tribünler ve paneller için yeni ve pahalı ve büyük elektrikli cihazlar üretilmek zorundadır, bu büyük cihazlarda çöp olur doğaya, zarar olur canlılara. Bu nasıl bir beyinsizliktir. Bu deli gidişe, bu ardı arkası kesilmez geçici emellere, aslında boş ve faydasız olan bu işlere, aslında hava ve civa olan ve sadece rant için kullanılan bu sorumsuzluğa bu katilliğe dur diyecek yok mu.

Temiz enerji, enerji verimliliği, sıfır karbon ayak izi, küresel ısınma, iklim yasası, sıfır atık gibi havalı ideolojileri bahane edipte kanunlara yasalara gerçekten uyan garibanların hayatlarını daha da zorlaştıran insanları da lanetliyorum. Zaten hayat zor, neden bir de garibanın hayatını zorlaştırıyorsunuz. Sırf ününüz için, sırf havanız için, sırf kibriniz için, sırf rant için, sırf yeni ihaleler için garibanlara zorluk ve kısıtlamalar getirmek, kıtlık açlık savaş olmadığı halde garibana kısıtlama getirmek, hem de gariban parasını ödemişken, alın teri ile kendi kazandığı kendi rızkıyla ödediği şeyleri kısıtlamak, elinden almak, bunlar hep zalimliktir. Bu tür ideolojilerin zorbaca halka dayatılması zalimliktir. Nüfus artışının durdurulması, yolsuzlukla mücadele, tüketicilerin bilinçlendirilmesi gibi asıl ciddi sorunların çözülmesi gerçek çözümdür.

Herkesin inkar edemeyeceği gibi en iyi enerji verimliliği – ECO, yine herkesin bildiği gibi makineyi tam yükte çalıştırmak ve üreticinin tavsiye ettiği deterjan miktarını kullanmaktır. maalesef üreticiler hep, hijyenden-temizlikten-tazelikten-su tüketiminden-yıkama suyu sıcaklığından-kısa program sürelerinden bunlardan aşırı fedakarlık yaparak, aşırı taviz vererek kendilerince enerji verimliliği sağladıklarını beyan ediyorlar. Aslında hijyenden ve tazelikten ve kısa program sürelerinden çok ciddi fedakarlık yapıyorlar. Hiç bir fedakarlık yapılmadan net bir enerji verimi elde edilmesi mümkün değildir. Çoğu zaman hep sadece kendi bulaşıklarımızı yıkamıyoruz, misafirlerimiz arkadaşlarımız da geliyorlar, onların bulaşıklarının aynı makinede, çok az suyla yıkanması hem temizlik (kir görünmemesi) hem de hijyen (mikrop kalmaması-bulaşmaması) yönünden çok önemlidir. Neden sağlığımızı ve rahatımızı çok ciddi tehlikeye atıyorlar, hem de sadece kendi çıkarları için, sadece kendi makamları için, sadece hava atmak için, sadece kendilerine uğraş olsun ihale olsun diye, yazık çok yazık, temizliğin hijyenin kısa program süresinin tazeliğin neresi kötüdür ki bunları çok ciddi azaltıyorsunuz. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. Yapılan bu faydasız hatta çevreye ve canlılara zararlı olan enerji verimliliği çalışmalarını lanetliyorum.

Yukarıdaki fotoğrafta internette alışveriş sitelerinde, kolaylıkla bulabileceğiniz ürünlere ait enerji verimliliği etiketleri verilmektedir. İnsanın aklı almıyor, çamaşır makinesinde standard ECO diye tavsiye edilen program süresi 4 saat sürüyor, bulaşık makinesinde yaklaşık 7 saat sürüyor ve kurutmalı çamaşır makinesinde yaklaşık 10 saat sürüyor. ALLAH aşkına bu nasıl bir deliliktir. Zaten üretici firma çalışanları bile, kendi ürettikleri bu aşırı aşırı uzun süren ECO programını hiç kullanmıyorlarmış. Bu deli gidişe dur diyecek yok mu? Firmalar, sadece deney laboratuvarlarından uygun sonuç alabilmek için hijyenden tazelikten temizlikten çok fazla fedakarlık ettikleri yetmiyormuş gibi şimdi de akıl almaz şekilde ECO program süresini yaklaşık 10 saate çıkardılar. Gördüğünüz gibi tavsiye edilen standard ECO programı ve dolaysıyla enerji verimliliği vaadi tamamen yalandır, boştur, zarardır ve kullanıcıya külfettir. Zaten hangi kullanıcı 7 saat gibi aşırı uzun süren sürede bulaşıklarını yıkamak ister. Yazık, yazık, üreticiler ve bunları denetlemeyen laboratuvarlar kullanıcı ile alay ediyorlar. Firmalar kurnazlıkla, utanmadan işin kolayına kaçarak, yıkama suyunu çok azaltıyorlar, yıkama su sıcaklığını çok düşürüyorlar ve program süresini çok aşırı uzatıyorlar, bulaşık ve çamaşır makinelerinde azıcık ve düşük sıcaklıktaki suyu saatlerce, hiç değiştirmeden, döndürüp duruyor, bu kirli azıcık su saatlerce bulaşıklara ve çamaşırlara bulaşıyor. hem yıkama süresi arttığı için bulaşıklarda çamaşırlarda daha çabuk eskiyor bir de üstelik daha çok kirli kalıyor. Yani hijyen ve temizlik çok ciddi azalıyor. Bir evde her zaman kendi bulaşıklarımızı yıkamıyoruz, misafirlerin yada gelen ustaların da bulaşıklarını yıkıyoruz, azıcık su ile düşük sıcaklıkta sürekli aynı kirli suyun, tüm bulaşıklarda saatlerce döndürülüp durduğu düşünülünce, bulaşıcı hastalıkların da temiz sandığımız bulaşıklar ile bile bulaşması mümkün hale gelmektedir. Çok kötü bir durumdur. Enerji verimliliği vaadi için ödenmesi gereken çok büyük bir bedeldir. Yazık, bu ne sorumsuzluktur, bu ne gaddarlıktır, ben neden temizlikten, hijyenden ve tazelikten ve kısa program süresinden vazgeçeyim, nasıl zorbalarsınız siz, nasıl gizli ve havalı – şımarık katillersiniz siz, yazık.

Ayrıca bulaşık makinesi enerji verimliliği deneylerinde sadece bir model ürün için toplam 10 yıkama yapılmakta iken çamaşır makinelerinde sadece tek bir model için toplamda 15 yıkama yapılmaktadır. Buzdolaplarında ise en az 20 gün süren ve çok güç tüketen uzun süreli, pahalı deneyler yapılmaktadır. Bir de enerji verimliliği iyi bir şeymiş gibi, yeni enerji verimliliği laboratuvarları kurulması uluslararası bazı kuruluşlarca gaddarca – sorumsuzca, sırf ihale için, sırf makam sahibi olmak için, desteklenmektedir. Bu deneylerde kullanılan özel deney suyunun 1 litresi için bidonlarca çeşme suyu israf edilmektedir. Her bir yıkamada ise litrelerce özel deney suyu kullanılmaktadır. Ayrıca her deneyde aktifliği yüksek olan özel standard deterjanlar hunharca çok miktarda kullanılmaktadır. Ayrıca bir çok başka kimyasal malzeme de kullanılmaktadır. Bunların hepsi sonunda çöp olarak doğaya salınmaktadır. Bu deneylerde pahalı ve büyük cihazlarda kullanılmaktadır ve çoğu sürekli arıza çıkarıp yenilenmektedir ve eskileri de doğaya çöp olmaktadır. Yazıktır, günahtır ve katilliktir. Enerji verimliliği yalanı için doğa ve canlılar katledilmektedir, hem de hiç faydası yokken, aşırı uzun süren ECO programı hiç kimse tarafından kullanılmıyorken-tercih edilmiyorken, tamamen zarar ziyan iken. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. Bu enerji verimliliği ile ilgili tüm çalışmaları (kurulumları, kuranları) ve bunlara son vermeyen yetkilileri lanetliyorum. Ben amirlerime, kurulmasını onaylamadığımı, faydalı görmediğimi, gerek görmediğimi, ta kurulmadan önce defalarca söyledim-söylemiştim, hatta yalvardım ama bana inat çok çok pahalı tesisler kurdular ve bana buralarda da zorunlu fazla mesai ve yoğun iş yükü ile çok şiddetli işkenceler ettiler. Şimdi enerji verimliliğinin tamamen katillik olduğunu daha iyi gördüm, anladım.

Gerçekten çok gariptir, aşağı yukarı tüm çamaşır ve bulaşık makineleri üreticileri, ürettikleri makinelerin üzerinde yazan ve dolayısıyla beyan ettikleri bu program program sıcaklıklarını bilerek, utanmadan sağlamamaktadırlar. Örneğin pamuklu 90° programını seçtiğinizde, çamaşır makinesindeki yıkama suyu sıcaklığı en fazla 75°’ye çıkıyor. Pamuklu 60° programını seçtiğinizde, çamaşır makinesindeki yıkama suyu sıcaklığı en fazla 43°’ye çıkıyor. Hatta bazı, az bilinen markalarda daha düşük sıcaklıklar bile görülüyor. İnanınki beyan ettikleri su sıcaklığına çıkmıyorlar, biz kullanıcıları utanmadan kandırıyorlar, ne gerek var, aklım almıyor, neredeyse sanki hepsi sözleşmiş gibi neredeyse tüm üreticiler bu suçu ısrarla işliyor, neden anlamıyorum. Eğer düşük derecede yıkayacaksan o zaman makinenin üzerine ayarladığın o düşük sıcaklık değerini yaz, neden kullanıcıları kandırıyorsun, düşük sıcaklığı beyan edersen ürünün satılmaz diye mi korkuyorsun! Bu deli gidişe dur diyecek yok mu? Yazık.

LED lambalar, enerji tasarruflu oldukları ve güya uzun ömürlü oldukları için teşvik ediliyor. Ama ben neredeyse hiç böyle görmedim. Gerek evde kullanılan gerekse cadde aydınlatmalarında kullanılan LED lambaların çok sık arızalandıklarını gördüm, LED lambalar arızalanınca mutlaka yenisini takmak zorundanızdır. Eğer bir hesap yapılırsa belli sürede yine aynı yeni LED lamba almak zorunda kalınacağı görülmektedir, yani uzun vadede eski lambalara göre LED lamba kullanmak, maliyet açısından hiç de cazip değildir. Ayrıca LED lambalar güçlü ışığı, çok küçük bir bölgeden verdikleri – yaydıkları için kullanıcıya daha çok etki ederler ve az da olsa zarar verirler, bu bilimsel bir gerçektir. Eski lambaların ışığı yaydıkları bölgeleri nispeten geniş olduğu için bu zararı daha azdır. Ayrıca LED üreticileri bu zararı umursamazsa ihmal ederek, çok güçlü LED lambaları yapmaktadır. Bunlar kullanıcılara daha da çok zarar vermektedir. Örneğin araba farlarında xenon led beyaz lambalar, hemen hemen herkesin gözünü almaktadır. Çoğu zaman oluşan trafik kazaları bu aşırı şiddetli ve göz alan LED araba farları yüzünden olmaktadır. Bu nasıl bir gizli katilliktir. Bu nasıl bir umursamazlıktır. LED vaadinin bedeli trafik kazaları ile akan kanlardır ve kullanıcılara verdiği zarardır.

Evyapport DP World Evyap limanında kullanılan aydınlatma lambaları olması gerektiği gibi doğrudan yere – aydınlatacağı yere bakmaktadır ve sadece aydınlatacağı yeri aydınlatmaktadır, yani gökyüzünü yada yan tarafları değil, etrafı değil, direk zemini aydınlatmaktadır ve bu sayede uzaktan limana bakılınca hiç bir göz rahatsızlığı hissetmiyorsunuz, ne güzel düşünmüşler. Ama safiport derince limanında aydınlatma lambalarını aşırı güçlü LED lambalarla mum gibi utanmadan gaddarca dikmişler, bu aşırı güçlü LED lambalar aydınlatması gereken zemini aydınlatacağına gökyüzünü ve yan tarafları ve komple etrafını aydınlatmaktadır ve çok çok uzaktan bile bırakın görülmeyi, direk gözü rahatsız etmektedir, ne gerek vardı bu kadar aşırı güçlü ve çok sayıda LED lambayı mum gibi dikmeye ve çevreyi rahatsız etmeye ve ışık kirliliği yaratmaya, ne gerek vardı, ben ışık kirliğinin de suç olduğunu biliyorum ama denetleyen ve yasaları işleten kimse yok. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. derince safi port limanındaki gereksiz ve fuzuli olan aşırı güçlü her tarafı aydınlatan çok güçlü LED lambalar yüzünden gözüm rahatsız oluyor, oraya hiç bakamıyorum, hem de çok çok uzaktan. derince safi port limanındaki bu lambaları yapanları, yaptıranları, denetlemeyenleri, yasaları işletmeyenleri lanetliyorum, hepinize lanet olsun, nasıl bir zorbalıktır bu, ta uzaktan benim gözlerimi rahatsız ediyorsunuz, boş yere gökyüzünü aydınlatıyorsunuz, elektrik faturanızı kim ödüyor, nasıl bir suçtur bu, nasıl bir “ali kıran baş kesen”liktir bu, nasıl bir zalimliktir bu, bir insan evladı yok mu?

Aşağıdaki resimler youtube daki videolardan alınmıştır, vidoları yavaş hızda oynatınca biraz da dikkat edince ateş içinde, lav içinde,  bu feryad eden insan suratını ve çok inanılmaz şekilde beliren C harfini görebilirsiniz. Bunları ben yapmadım, nasıl oldular inanınki hiç bilmiyorum. Ben 20 yıl önce bile benimle uğraşan insanların, benimle sinsice uğraşan insanların sonunun Cehennem Çukuru, ateş olacağını ( Cihat ÇıNAR, NAR=Kuranda geçen cehennem ateşi) olacağını söylemiştim, haykırmıştım. Sonra bu volkan çukuru videosunu buldum ve bu  feryad eden, anıran insan kafasını ve C harfini 2025 yılında video yavaş oynatma özelliği sayesinde  buldum, gerçekten inanılmaz.

Ayrıca en büyük atom bombası olan TASR hidrojen bombası videosundan da bulutta çok inanılmaz olarak Ç harfi var. Bunu da ben yapmadım, benim böyle bir bilgim yada yetkim yoktur, yazılım bilgim orta seviyedir.

Buradan ilk volkan çukuru ateş videosundan C harfini ve TSAR hidrojen bombası ateş videosunda da Ç harfini buldum. Buradan ben, ben ve ailem hariç, bana ve garip anneme kem gözle bakan ve/veya bana, anneme, aileme hased eden insanların, benimle annemle ailemle uğraşan insanların, sinsilerin, suçluların, zalimlerin, zorbaların ebedi cehennem ateşinde yanacaklarını kendimce doğruluyorum, inanıyorum. Ne vardı bana garip anneme aileme hased/haset etmeseydiniz, ne olurdu benimle sinsice uğraşmasaydınız, ne olurdu insafa gelseydiniz, ne olurdu benim gibi kendi işinizde, kendi gücünüzde, kendi rızkınızda olsaydınız, ne olurdu benim ve annemin ve ailemin başımızı yemeseydiniz.

Volkan çukuru (Cehennem Çukuru gibi) youtube videosunda inanılmaz şekilde oluşan ve feryad eden, anan yalnız insan kafası figürü

Volkan çukuru youtube videosunda inanılmaz bir şekilde beliren C harfi

TSAR hidrojen bombası youtube videosunda inanılmaz şekilde oluşan Ç bulutu

TSAR hidrojen bombası videosu Çok yoğun ateş (NAR=cehennem ateşi)

Göksel’in Günün Birinde isimli şarkısını dinlerken hasedleri, sinsileri, zorbaları ve zalimleri düşünüyorum, bana yapılan kötülüklerden, gaddarlıklardan bu şarkının sözlerinde kendimce yorumlar yapıyorum. Ne yaparsam yapayım şarkının bu sözleri ve manası, ben ve ailem hariç, tüm zalimler tüm zorbalar tüm hasedler ve tüm sinsiler için çok çok anlamlı ve uygun oldu.

Bu devran hep böyle sürüp gitmez ki (annem öldü toprak oldu, her canlı ölümü tadacaktır)
Sen de solacaksın günün 1’inde (ben ve ailem hariç tüm hasedler tüm zalimler eninde sonunda geberecekler, onlar da toprak olacaklar)

Senin de saçına karlar yağacak (benim ve garip annemin saçlarımız nasıl ağırdıysa)
Seninde gözüne yaşlar dolacak (benim ve garip annemin gözyaşlarımız, sinsiliklerinizle gaddarlıklarınızla kötülüklerinizle nasıl aktıysa)
Elbette kalbini 1’i yakacak (benim ve annemin kalbimizi kırdığınız gibi ALLLAH’da iç organlara nüfuz eden hutame ateşiyle hasedlerin zalimlerin sinsilerin kalplerini yakacak, nasılmış masum insanının kalbini kırmak göreceksiniz)
Pişman olacaksın günün 1’inde (elemli ebedi cehennem azabıyla gününüzü göreceksiniz)
Yalnız kalacaksın günün 1’inde (taraftarlarınız, yandaşlarınız, çeteniz, arkadaşlarınız, aileniz yani güvendiğiniz hiç kimseniz olmayacak yanınızda, hiç kimseniz kalmayacak, elemli ebedi cehennem azabında yalnız kalacaksınız tıpkı bana fani hayatta yalnızlığı acizliği çaresizliği işkenceleri belirsizliği reva gördüğünüz gibi)

Ne geri dönecek yolun olacak (felçli annemden çok daha beter aciz kalacaksınız hareket etmeye bile mecaliniz olmayacak, ALLAH suretlerininiz değiştirecek)
Ne de tutunacak dalın kalacak (benim gibi annem gibi maddi olarak tutunacak hiç bir yakınınız bulunmayacak, hiç bir yardım alacak hiç kimseniz de kalmayacak)
Pişmanlık sonun olacak
Elbette kalbini 1’i yakacak (hutame ateşi)
Anacaksın günün 1’inde
Pişman olacaksın günün 1’inde
Yalnız kalacaksın günün 1’inde (aynı yukarıdaki youtube volkan çukuru resmindeki gibi)