Lale Devri isimli televizyon dizisinde usta tiyatrocular ve harika ses tonları yer alıyordu. Ben o zamanlar izlediğim televizyon dizilerinden bile kendi kişisel gelişimim için bir şeyler buluyordum. Lale Devri dizisinde hased kötü sinsi katil ve mafya zümrüt hanım karakteri, dizi kahramanı olan çınar’a ve eşi toprağa çok ciddi katillikler ve kötülükler yaptı. Hatta toprak’a candan sevdiğinin kaybını, derin üzüntüsünü tekrar aynen yaşattı (düzenlettiği süikast sonucunda toprak hafızasını kaybedip uzun çabaları sonucunda candan sevdiklerinin öldürüldüğünü tekrar öğrenince). zümrüt’ü çınar’a musallat eden babasının, dizi finaline yakın aklı başına gelince harika bir sözü vardı “özgürlük de esaret de insanın içindeymiş, oğlum ben yeni anladım”. Ayrıca dizide Engin Bey isimli toprak’a platonik aşık olan doktor vardı, zümrüt bu doktoru toprak ile çınarın arasını bozmak için toprak’a musallat etti. Doktor, toprak’ın kendisinin olmayacağını bile bile toprak’la zümrütün talimatları doğrultusunda sinsice uğraştı. Dizi finalinde zümrüt hapse girince hapishaneye çağırdığı doktordan toprak’ı alıp buralardan kaybolmasını ve ona yardım da edeceğini söyledi, istedi. Ama doktor artık akıllanmıştı. Zümrüt mafyasına, katiline “buraya sen çağırdın diye gelmedim, buraya bir daha şeytana uymayacağımı, senin dediklerini yapmayacağımı sana söylemek için geldim. Ben geçmişte şeytana uydum, şeytanın bana sunduğu süslü hayatın peşinden koştum ve bu hayatın peşinden koşarken yakıp yıktıklarımın farkına bile varmadım. Bu yüzden ailemi bile kaybettim ve artık yolun sonuna geldiğimi anladım, bence zümrüt hanım siz de bu savaşı bu kibri bu inadı bu isyanı bırakın, sonlandırın, kaybettiniz. Kötüler her zaman kaybetmeye mahkumdur.” dedi. Bence çok harika bir konuşmaydı. Lale Devri dizisi normalde basit bir diziydi ama bu basit diziyi izlemek için vaktimi harcadığıma bu konuşmalar sayesinde hiç mi hiç pişman olmadım.
Fatma gülün suçu ne dizisinde de tecavüzcü erdoğan yaşaran karakterinin kıskanç olduğunu ve kuzenini kıskandığını ilk bölümde gösterdiler ve bu tecavüzcü erdoğan yaşaran, fatma güle tecavüz eden ilk sapıktı. Dizinin sonraki bölümlerinde şaşarak gördüm ki, hased/haset insanlar gerçekten kötüymüş, erdoğan ve ailesi ve ayak takımları direk cinayet bile işlediler/işlettiler ve üstelik daha bir çok sinsi kötülüğü sinsi suçu yaptılar. Hasedlerin kötü olduklarını, kıskançların kötü olduklarını bu diziden de buldum. Mağdur Fatmagül’ün bir sözünü çok beğendim, “Kötülük kötülerdendir.“. Garip insanlar, masum insanlar ne olursa olsun kendini suçlamasınlar, maruz kaldıkları kötülükten dolayı utanmasınlar, zalimler utansın, kötülük kötülerdendir.
Kuran’da da şeytanın insanlara süslü vaadlerde bulunduğu (uzun ömür, ardı arkası kesilmez dünyalık geçici emeller, boş ümidler, faydasız ilimler, bol çocuk, batıl sözün yaldızlısı, zan, zevk ve şehvet, kalabalık bir çevre, aldatmaca-oyalamaca v.b.) yazmaktadır. Zümrütte, doktor engine toprak çalmasını ve kendine eş yapmasını vaad etmiş, bunun için doktora mafyası ile sinsice yardımda etmiş destek vermiş. Burada bu çok güzel sözü günlük hayatımıza uyguladım. İnanınki benim hiç bir beklentim yok. Zaten iç huzurumu buldum, ALLAH’ın takdir ettiği ecelimi bekliyorum, sadece bu. Bu görüşlerimi ise sadece yazıyorum, okuyanlar ders alır mı almaz mı bilmiyorum. Tek temennim insanlık için hayırlara vesile olması ve keşke masum ve gariplerin rahat bırakılmasının sağlanmasıdır. Keşke.
– Hala kanserin tedavisi için yapılan araştırmalardan hiç bir şey anlamadım. Sürekli bir şeyler bulundu diyorlar ama ortada fol yok yumurta yok, parası olmayanlar yine eski usul görebildikleri kadar tedavi görüyorlar. Bu yüzden de ben kanseri bahane edip kendi egolarını kendi makamlarını kendi ünlerini kendi çıkarlarını sağlayan insanları uygun bulmuyorum. Hele bir de bu araştırmalar için hayvan olsun insan olsun bitki olsun bir çok canlının resmi yada yasadışı gaddarca kobay olarak kullanıldıklarını bildiğim için insanlığım sızlıyor. Bu kobay canlılara bu gaddarlıkları bu kötülükleri hiç bir bahaneyle yapmaya hakları yok. Bence Ahirette bu kobaylarda, kobaylara gaddarlık yapan doktorlara/araştırmacılara ebedi olarak azab edecekler. Bu gaddarların yanına kalmayacak. Eğer bu gaddarlar insan olsalardı başka canlı üzerinde deney yapacaklarına kendileri üzerinde yada kendi ailesinden sevdikleri üzerinde deneyler yaparlardı, zorbaca katilce başka canlılara gaddarlık yapmaya hiç hakları yoktur. Doom isimli bir film izlemiştim, bu filmde asker abi ve doktor abla kardeşler vardı, çok yayılıcı katil bir virüs dünyayı zombi yaratıklara dönüştürüyordu, fimin sonuna doğru bu virüsün antik kazı çalışmaları sırasında yer altından geçmiş uygarlıklardan bulunduğu ortaya çıktı, ve asıl önemli olan bu virüs kötü insanları zombiye dönüştürüyordu, iyilere zarar vermiyordu, bir sahnede iyi diye bildiğimiz kalbi katılaşmış doktorlarında gaddarca gülerek bu virüs ile zombiye dönüştüğünü gösterdiler. Gerçekten değerli bir filmdi. Doktor da olsa kalbi gaddar olarak, acımadan kötülüük yapabilen gaddarlık yapabilen insanlar zalimdir. Günümüzde medyada ki bir çok yandaş doktor/profesör/araştırmacı veya uzman gibi. Bunlar çıkarları doğrultusunda antibiyotik gibi, iltihabı durdurmak için hayati öneme sahip destekleyici ve iyileştirici ilacı, bile yasaklanmasını savunabilmektedirler. Bunlar bence katildirler. Kolaysa bu yandaşların bu doktorların kendi ailelerinden kendi sevdikleri antibiyotiksiz kalsın ve acılar iltihaplar içinde uykusuz günler sonrasında ölsün de görsünler, bu zalimler. Annemin kanı ellerinizde siz katiller, sanmayın ki yanınıza kalacak, ALLAH benim masum ve garip annemin intikamını siz gaddarlardan, siz rantçılardan, siz zalimlerden söke söke alacak. Kolaylık varken neden zorluk olsun, iltihabı iyileştirebilmek varken neden iltihaplı günler olsun, kıtlık yokken neden iyileştirici – destekleyici ilacı yasaklıyorsunuz – kısıtlıyorsunuz, bunu yapmaya hakkınız yok. Kendilerinin iyi bir iş yaptığını zanneden bu rantçılar bu serseriler bu katiller konuşmaya gelince hem suçlu hem güçlü oluyorlar hem de bel altı vuruyorlar. Kanseri tedavisini bulmak süslü bahanesi ile yüz yıllardır kaç tane zalim hayatını zevk sefa makam içinde yaşamıştır kim bilir. Tamamen çıkar, tamamen gaddarlık. Kanserin tedavisi bence yoktur. Bence en güzel tedavi lazer ile urları kötü bölgeyi yakmak ve tekrarlarsa da yeniden yakmaktır, boşu boşuna kobaylara işkence yapmanın, kalpleri katılaştırmanın ne gereği var. Zaten lazer ve ışık tedavisi günümüzde bir çok kanser türünde sorunsuz kullanılıyor, daha bilmediğimiz kaç lazer türü vardır kim bilir, üstelik lazerleri vücuda enjekte edilen nanoparçacıklarla çok daha etkili ve kalıcı olarak kullanmakta mümkündür, bu konu ile ilgili bir çok makale ve çalışmalar vardır. Lazer ve ışık ile hiç kimseye (kobay canlılar da dahil hasta da dahil) acı çektirmeden kanseri, urlu bölgeyi yok etmek mümkündür. Neden bu kadar gaddarlık hala devam ediyor neden hala kobay canlılara işkence yapılıyor, neden kimse bu katilliğe, bu deli gidişe dur demiyor. Bir hap yada bir ilaçla tüm kanseri durdurabileceklerini mi sanıyorlar, bu ne büyük bir kibirdir, bence direk yaratılışımıza aykırıdır, isyan etmektir. Yaratılışımızda genler ve genler de oluşan mutasyonlar (bozulma) vardır. Bu mutasyonları yaratılışımıza isyan ederek, durdurmaya çalışmak bile bence baş kaldırmak ve kibirdir ve bir şekilde yaratılışı değiştirmektir. Umarım bir gün kanseri yenmek gibi bir bahane, boş ve süslü bir vaadin arkasına sığınılarak yapılan ardı arkası kesilmeyen bu gaddarlıklara bu rant ağına bu cinayetlere bir son verilir. Umarım.
– Bir hapla kanserin ilacını buldum tüm insanları kurtarıcam, enerji verimliliğini buldum insanlara çok çok faydalı oldum artık elektrik/su tüketimi sorunsuz-bedelsiz-kimseyi rahatsız etmeden-kolayca çok çok azaldı nerdeyse sıfır tüketim olacak (yani mikropların çoğalmasından herkes ölecek), sıfır atık vay canına hiç mi hiç atık yok, geri dönüşüm vay canına hiç bir bedel ödemeden hemen kolayca anında geri dönüşüm hem de herşey de, vay canına dünya barışı herkes kardeş oldu katiller ve sapıklar ve kıskançlar bile herkes kardeş oldu, dünyada bir çocuk bile ölmeyecek yazık çocuklar ölmesin adamlar ölsün, sıfır karbon vay canına artık nefes alıp verirken bile CO2 salmayacağız vay canına mutasyona uğradık, yeni dünya vay canına herşey yeni tüm dertlerimiz tüm sıkıntılarımız anında bitti, sonraki nesil-yeni teknoloji-sonraki vay canına tamamen yeni hiç mi hiç sorunu yok vay canına, elektrikli araçlar vay canına dünyaya hiç mi hiç zarar vermeden petrolden sıkıntısız kurtulduk vay canına petrol zorunluluğu bitti, dünyada açlık bitti vay canına herkes tıka basa her gün yiyor ve tabiki dünya bu ağırlığı taşıyamıyor ve batıyor, uzaya çıktık yeni gezegen bulduk burada dertler sıkıntılar kıskançlık yok her şey bedava, herkes müslüman herkes kanunlara ve kurallara uyuyor başkasına yan bakmıyor vay canına herkes masum, v.b. havalı ideolojilerle, süslü görüşlerle şeytanın adımlarına uymak ve ardı arkası gelmeden, yetinmeden ve faydası olmadığı görüldüğü halde daha da devam etmek şeytana uymaktır. Şarkıdaki gibi “zira dünya eski hamam eski tas, ağzım yandı artık benden sevda pas, zira dünya eski hamam eski tas” herşey aynıdır, sadece zaman ve çevre biraz değişmiştir, yoksa aynı insanlık aynı sonu gelmeyen aranmalar-arayışlar. Normalde böyle havalı (süslü) ideolojiler imkansızdır, ütopyadır ama katiller ve katil ruhlu insanlar sonu gelmeyen aranmaları-arayışları-arpaları fazla dertleri az gelişleri yüzünden yani yetinmemeleri yüzünden, yani rahat batması yüzünden, kişisel gelişimlerini tamamlamadıkları için, iç huzuru bulamadıkları için (yani kalplerinde/gönüllerinde hastalık olduğu için, hased oldukları için) kendi çıkarları-rantları için işin sonunu düşünmeden (kapsamlı bir fizibilite çalışması bile yapmadan, maddi kar/zarar durumu, doğaya zarar durumu, işin yapılması durumunda birey için fayda/zarar oranı ve işin aslının detaylı olarak araştırılması gibi konunun uzmanlarınca yapılan araştırma) bu süslü ideolojilerin peşinden gidip, gereksiz yatırımlar/ihaleler/görevler v.b. yapmak masumlara ve doğaya ciddi zarar vermektedir. ALLAH şeytana ve kafirlere mühlet vermiştir. Asıl çözüm ise gayet net ve basittir: nüfus artışını durdurmak, yolsuzluğu önlemek-kanunlara yasalara uyulmasını sağlamak ve bireyin bilinçlendirilmesini sağlamaktır. Asıl amaç bireye zorluk çıkarmak (yeni şeyler hep zordur ve tabiki eski köye yeni adet olmaz) olmamalıdır, asıl amaç zaten işleyen mevcut sistemde bireyin hayatını kolaylaştırmak olmalıdır, Kuranda bile kolaylaştırınız zorlaştırmayınız yazıyor. Zaten mevcut sistem işliyorsa kimse ilave bir şey yapmak zorunda da değildir, kendi kendine görev yazıp da bir de kendi halinde kendi rızkında olan masumların hayatlarını zorlaştırmak nedendir. Kıtlık savaş yokken masum bireyin hayatını zorlaştırmak ve haklarını kısıtlamak nedendir, buna ne hakkınız var, sizin arpanız fazla dertleriniz az gelmişse masumların suçu ne. Hadi gücünüz yetiyorsa nüfus artışını durdurun ve yolsuzluğu önleyin ve bilinçlenmeyi sağlayın. Bunu sevmiyorsunuz çünkü bu basit şey doğru ve hak olduğu için, siz zalimler kalplerinizdeki nifak/hased/hastalık yüzünden sürekli aranıp duruyorsunuz ve sizin ve yaptıklarınız yüzünden olan masumlara oluyor. Yanınıza kalmayacak. ALLAH herşeyden haberdardır.
– İşlemcilerde, çiplerde her sene boyutu küçültüyorlar. Bir de bunu iyi bir şeymiş gibi hava ata ata söylüyorlar. Bunun sonu ne zaman gelecek, yakında atomlarla dört matematiksel işlemi, abaküs gibi işlemci içinde bilyeler gibi oynayarak mı gerçekleştirecekler. Bu hem imkansız hem de çok tehlikeli bir uğraştır. Sonuçta atom boyunda yapılan her müdahale elektromanyetik yada nükleer radyasyon olarak bilemeyeceğimiz ciddi yan etkilere sebep olacaktır. Üstelik işlemcilerde boyutu küçültmek daha küçük nanometrelerde işlemci üretmek için fabrikalarda / üretim yerlerinde ciddi miktarda nanoparçacık atık da üretilmektedir. İzlediğim bir belgeselde Almanya gibi gelişmiş bir ülkede bile havada egzos gazından çok daha tehlikeli olarak nanoparçacık atık miktarının son yıllarda ciddi miktarda arttığı ve bunun yeni teknolojiye sahip üretim yerleri / yeni fabrikalar olduğunu söylediler. Ne gerek var. Mevcut imkanlar gayet yeterli iken ve daha ufak boyutlu işlemcilere hiç gerek yokken neden inatla, kibirle, iyi bir şeymiş gibi bu çılgınlığa bu deliliğe bu katilliğe devam etmek, neden! Sonuçta işlemcilerde nanoboyutunu üretmek için çalışan herkes, çok ciddi kanserojen etkisi olan nanoparçacık atıkların havaya doğaya (nanopartikül kirliliği) daha çok salınmasını göze almaktadırlar, bunu umursamıyorlar gibi gözükseler de direk bir çok masumun bir çok garibanın kanser olmasını, kanser riskinin artmasını yani öldürülmelerini göze alıyorlar. Sadece kendi makamları, kendi ünleri, kendi çıkarları ve kendi geçici emelleri için. Mevcut işlemcilerle dünya krize mi girdi, yetersiz mi kaldı mevcut teknoloji. Ayrıca nanoboyutunu küçültmek için çok çok hassas yeni nesil üretim cihazlarının da yapılması gerekiyor, zaten mevcutları varken bu yeni cihazları üretmek de daha fazla çevre kirliliğine sebep olmaktadır, bu sırada dünya kaynakları da gaddarca sorumsuzca sonunu düşünmeden tüketilmektedir. Mevcut varken daha çok ve daha zorlu (üretimi ve kullanımı sırasında çevreye verdiği zararı daha büyük olan) yeni cihazları üretmek, dünyayı nanopartikül kirliliğine ve cihaz çöplüğüne dönüştürmek ve masum insanların kanser riskini arttırıp ölmelerini göze almak, umursamamak katilliktir. Fringe isimli dizide bir doktor yeni nesil araştırma yapan bir firmadan bunu fark ettiği için istifa edip, kendi mütevazi evinde bahçesinde çalışmayı tercih etmiştir, ama katil firma, bu zeki doktoru istediği bilgi için kendi evinde, işine geri dönmeyeceğini yapılanların çok kötü olduğunu bu suça daha fazla ortak olmayacağını söylemesi üzerine öldürüldü. Zaten dünya şu anda işlemci çöplüğü, akıllı cihaz çöplüğü, televizyon çöplüğü, uydu çöplüğü, cihaz/makine çöplüğü, batarya çöplüğü, v.b. haline gelmiştir. İşlemcileri iyice küçültüp uzay gemisi yapıp aya marsa yada uzaya mı kaçacaklar. Bir belgeselde sunucu adam “aya ve marsa gelecekte üs kurulunca, ilk önce aya uğrar otelinizde içkinizi içer kumarınızı oynar dinlendikten sonra marsa geçersiniz…” dedi, ben çok üzüldüm daha şimdiden ayı ve marsı bile tüketim çılgınlığına sorumsuzca, gaddarca alet etmek istiyorlar. Dünyadaki oteller, manzaralar az geldi bir de aydaki otelde içki içeceklermiş, yazık değil mi bir içki içmek için bakir, temiz, istila edilmemiş ayı da beton yığınına dönüştürmek. Bu insanlar, bu firmalar virüs gibi, bakteri gibi gittikleri yerleri istila edip orada çoğalıp orayı harap edip bir de utanmadan başka yaşam alanlarını tüketmek istiyorlar. Neden yetinmiyorlar, içkini içerken en çok zevk aldığın yer en beğendiğin yerdir, bu yer isterse kendi evin, isterse bahçe, isterse otel olsun, önemli olan senin zevk almandır, yetinmendir. Yetinmeyi bilmiyorsun diye (yani hayattan zevk almasını bilmiyorsun diye) daha ne başka yerleri arıyorsun, aranıyorsun, bir de bu arayışlarda saf kirletilmemiş doğayı kirletiyorsun hatta yok ediyorsun. Yazık ve günahtır. İnsanlık bu mu, bir içki zevki için, bitmeyen arayış için masum doğayı katletmek. Halbuki yetinmeyi bilen bir insan hiç manzarası olmayan, kapıcı dairesi bodrum katı gibi zor bir yerde bile hayatını zevkle yaşayabilir, bu gerçektir. Yetinmeyi bilmeyen, sürekli aranan, sürekli tüketen ve yok eden insanlar yüzünden dünya beton yığınına döndü, çöplüğe döndü şimdi de ayı yada marsı katledecekler. Bu deli gidişe, şeytanın bu adımına, bu ardı arkası kesilmeyen nanoboyutu küçültme hırsına bir dur diyecek yok mu, bu sorumsuzluğa, bu gaddarlığa, bu kibre ve bu katilliğe bir dur diyecek yok mu? Yetinmeyi bilenler yok mu!
– Kuranda bile çocuk sahibi olmak iyi bir şey olarak nitelendirilmemektedir. “onların malları ve çocukları sakın seni imrendirmesin, biz bunlarla aslında onlara azab ediyoruz, ama onlar işin farkında değildirler, dünya hayatının süsüne kanıp birbirleriyle övünüp durup oyun oynuyorlar, eğleniyorlar…” yazmaktadır. Annem bile yıllar önce 4. çocuk olan beni maddi zorluklar yüzünden aldırmak istemiş, son anda babam engel olmuş, ayrıca canım annem 5. çocuğu da kendisinin ölme riskini göze alarak aldırdı, böyle yüksek bir sorumluluğu, ölümü göze alarak aldı. Maddi durumumuz iyi değildi, ve şimdi 2025 yılında bile maddi durumumuz iyi değilken bir de ülke ekonomisi nüfusu işleyişi durumu ciddi olarak kötüleşti, canım annem benim bu sorumluluk ile sanki geleceği görmüş. Benzer şekilde abim de ablam da 2 çocuk ile yetindiler, ablam da ölümü göze alarak kendine, küçük bir aile sağlık ocağında kalıcı doğum kontrolü yaptırdı, çok tehlikeliydi ama göze aldı, sanki ablamda bu yılları görmüş gibi sorumluluk duygusu ile bu riski göze aldı ve kalıcı olarak tedbirini aldı. Sonuçta doğum kontrolü için çok basit yöntemler de bulunmaktadır. Bilenler bilir. Ama nedense geri kafalı ve sapık insanlar bunları uygulamazlar. Ben 10 çocuk sahibi olupta başkasının namusuna hatta başkasının kız çocuğuna sapıklık yapan adamlar okudum, buradan da çocuk yapmanın cinsel yetinmeye bir faydası olmadığını söyleyebiliriz. Yetinmeyi bilmeyen, serseri tipli adamlar ve kadınlar, dünyayı ve dünyanın mevcut durumunu hiç umursamadan daha da önemlisi doğuracakları çocukların gelişimini bile umursamayarak, “saldım çayıra mevlam kayıra, artık ister terörist olsun ister hırsız bana ne, ben havamdayım, ben kibrimdeyim, ben köpekler gibi çoğaldım ya” diye biliyorlar. Biyolojide popülasyonlar az sayıda başlayıp, üreyip çoğalıp, çevre kaynakları bu çoğunluğa yetmeyinceye kadar üremekte ve kaynaklar azalınca da birbirleriyle savaşarak yada çevrenin gazabına uğrayarak popülasyon nüfusunu dengeliyorlar. İnsanlar ise ALLAH’tan korkmadan, kibirle, sorumsuzca, sonunu düşünmeden, katilce üremeye devam ediyorlar, hayvanlardan daha beter sorumsuz (hayvanların akılları ve iradeleri ve imkanları yoktur). Doğuracakları çocukların bakımı ve kişisel gelişimlerini de umursamıyorlar, kalabalık bir yerde zaten işsizlik, suç, kötülük, kötü duygular, hasetlik ve kötü alışkanlıklar daha kolay yayılmaktadır. 2 çocuklu aileler bile çocuklarını ıslah etmekte zorlanırken, çok çocuk yapan aileler nasıl bu çok çok ciddi riski, bu kötülüğü göze alıyorlar, dünyaya ve geri kalan masumların gariplerin kendi doğurdukları çok sayıdaki kötülüklere maruz kalmasını ve ayrıca bunların dünya kaynaklarını da aşırı tüketmelerine sebep olmalarını nasıl göze alabiliyorlar. Kaynaklar tükenince azalınca ne olacağı bellidir, ilk önce suç ve tecavüz sonra da savaşlar. İnsanlar nasıl bu kadar sorumsuz ve bu kadar katil olabiliyorlar. Bir de medyada rantçı ve geri kafalı aslında sadece rantçı olan insanlar çok çocuk yapmayı öneriyorlar, yazıklar olsun. Ben hakkımı asla helal etmiyorum, siz aşağılık hayvan sürülerine, siz sorumsuz katillere, siz teröristlere. Ne olurdu yetinseydiniz, ne olurdu teknolojik gelişimin gayet yeterli olduğu bari bu son 25 yılda (2000-2025) en fazla 2 çocuk doğursaydınız ve çocuklarınızın ıslahı için canla başla çalışsaydınız. Bence teknolojik gelişimin ve bilişimin gayet yeterli olduğu bu son 25 yılda (2000-2025), 3 ve 3’ten fazla çocuk sahibi olanlar komple tüm aile katildirler, masumları, garipleri, dünyayı hiç mi hiç düşünmeyen, bencil ve kibirli, serseri gibi aslında katildirler. Benim bildiğim, gördüğüm genlerden ve yetiştirme tarzından dolayı bunların çocukları da kendileri gibi katildirler.
Bir de çok çeşitli ve çok çok sayıdaki göçmenleri, biz vatandaşlara sormadan, incelemeden, sorgusuz sualsiz, sırf kendi çıkarları, kendi rantları, kendi ünleri için ülkemize sorumsuzca zorbaca alıyorlar. Bu yetmezmiş gibi göçmenlerin hepsi sanki melekmiş gibi hepsine biz vatandaşlardan çok daha fazla ayrıcalık veriyorlar. Sınırlara tampon bölgeler-alanlar oluşturulup göçmenlerin buralara yerleştirilmesi gerekliydi. Ben hakkımı kesinlikle helal etmiyorum, haram zıkkım olsun. Annemin kanı ellerinizdedir bunları yapan yetkililer ve engel olmayan yandaşlar, ALLAH siz zalimlerden, siz kibirli katillerden annemin intikamını söke söke alacak, yanınıza kalmayacak. Bir de bu göçmenler hiç utanmadan, hiç çekinmeden burada geçici-misafir-göçmen olduklarını umursamadan utanmadan hayvan sürüleri gibi hala ürüyorlar, hemen hemen hepsinde 5 yada 10 çocuk var, kaç yıldır ülkemizde zevk sefa içinde, vergi askerlik hastane kuyruğu gibi şeylerden muaf olarak mafya gibi teröristler gibi ürüyorlar. Bunları siyasetçiler ve yetkililer ve halk görmüyor mu? Ben hakkımı asla helal etmiyorum, göçmenleri zorbaca, sormadan alanlara, bizlerden daha çok ayrıcalık verenlere, göçmenlerin hayvan sürüleri gibi ürümelerine göz yumanlara hakkımı asla helal etmiyorum, zehir zıkkım olsun, felç olsun, kangren olsun, sakın yanınıza kalacağını sanmayın. Ben bileğimin hakkıyla, alın terimle kanunlara yasalara uyarak hayatta kalmaya geçinmeye çalışayım, göçmenler ve onları alanlar zevk sefa içinde tasasızca gaddarca yaşasınlar üresinler. Yanınıza kalmayacak. Bu deli gidişe, bu ardı arkası kesilmeyen hayvan sürüsü gibi çoğalmaya, bu yalanlara, bu geri kafalılığa ve asıl bu katilliğe dur diyecek yok mu? Teknolojik gelişimin ve bilişimin gayet yeterli olduğu bu son 25 yılda (2000-2025), 3 ve 3’ten fazla çocuk yapanlar bence kim olursa olsun (profesör, iş adamı, memur v.b.) katildir, sorumsuzdur, aslında egosu kibiri övünmesi büyüklük taslaması için üremektedir, dünyaya ve masumlara, gariplere zarar vermek için, zaten az olan kaynakları tüketmek ve dünyada savaş çıkarmaya sebep olmak için üremektedirler. Bu ciddi durumu neden herkes fark etmiyor, aklım almıyor.
– GYTE yüksek lisansım ve sonrasında üniversite içerisinde dolaşırken, üzüntümü sorunlarımı unutmak için üniversitenin doğasına, ağaçlarına ve yeşilliğine kendimi bırakıyordum. Hem yürüyüş yapıyor hem de az da olsa bu doğada kendimi tazeliyordum, huzur bulmaya çalışıyordum. Sen misin burada da huzur bulan, derken aniden sanki bir talimat gelmiş gibi üniversitede birden bire peş peşe ciddi inşaatlar başladı, bir anda. Duyduğuma göre üniversite yönetimi, hükümetten ödenek almış ve bu ödeneği kullanmak için bitirmek için, geri göndermemek için bu ciddi inşaatları yaptırmış. İnanınki devasa binalar yaptılar ve bu binaları yaparken acayip sağlam yaptılar, yeni inşaat teknolojileri kullandılar, bu işlerden anlamayan birisi bile inşaatların çok çok kaliteli yapıldığını fark ederdi. Sanki hiç yıkılmayacak gibi, amaçları neydi. Kaliteyi arttırmak için bir bedel ödemek gerekir, parayı maliyeti geçtim direk çevre-doğa katlediliyor, en kaliteli kum bulacaklar diye en kaliteli denizler yarıyorlar (denizdeki canlıları hiçe sayarak), en kaliteli beton bulacaklar diye en güzel ormanlık-çimenlik alanları yarıyorlar (bu yeşil alanlardaki canlıları hiçe sayarak) v.b. Sonuçta bina yapıyorsun, bu kadar aşırı sağlam yapmanın ne anlamı vardır, hem paraya yazık hem doğaya ve hem de canlılara yazıktır. Derken bu üniversiteyi de beton yığını haline getirdiler, manzara keyfimi çaldılar. Benim bildiğim, hele şimdi 2025 yılında, zaten üniversite sayısı fazladır ve ekonomi çok kötüdür, okullar boş kalıyormuş, ben kendimden de biliyorum, üniversitelerde dev anfiler, dev sınıflar hep boş kalıyor, tam olarak asla dolmuyor, bir de bunları ısıtmak için devletten para alarak kaloriferleri cayır cayır yakanlarda var. İnanınki daha ne gaddarlıklar var. Yeni yapılan yeni binaların çoğunun boş kalacağını bildikleri halde, bu binaların bakımı/ısıtılması/soğutulması v.b. bir çok işinde çok masraf çıkacağını bildikleri halde ve tabiki bu binaları yaptıkları yerdeki doğal alanları yok ettikleri halde, nasıl utanmadan ALLAH’tan korkmadan bir kendilerini iyi bir iş yapıyor sanıyorlar, böbürleniyorlar. Sırf rant için, sırf makam için, sırf yeni ihale için sırf makamlarını korumak yada üst makamlara geçmek için, sırf hava atmak için. Bu affedilemez. Bu insanlık suçudur, en başta canlılara direk zarar vardır ve sonra gerçekten ihtiyaç da yoktur ve sonrasında da bakım işleri için çevreye zarar vardır. Gerçekten çok yazık. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. Bu sağlam yapıları yapanlar, sorumsuzca gaddarca yaptıranlar hiç ölmeyeceklerini mi sanıyorlar acaba, nasıl ALLAH’a can verecekler. Zaten şu anda ülkemizde de bir betonlaşma yarışı var. Gecekondular yetmedi, yasadışı villalar yetmedi bu köylü kurnazlar, bu hırsızlar, bu mafyalar, bu suçlular yetmedi bir de toplu konut çılgınlığı başladı. Firmalar bir yandan devlet bir yandan, aklım almıyor bunun sonu nereye varacak, uzaya da mı inşaat yapacaklar, egoistler, kibirli katiller. Çözüm basit: nüfus artışını ve göçü durdur-yasakla, yasaları işlet, bireyi kişisel gelişim ile geliştir ve koru. Doğanın, doğadaki canlıların suçu nedir, neden katlediyorsunuz. Sırf siyasi rant için, sırf çeteleşmek ve mafyalaşmak için, sırf virüsler gibi yayılmak ve çevreyi ve insanlığı katletmek için. yazıklar olsun. Bir de kanal istanbul diye gaddarca, sorumsuzca, sırf rant için, sırf yeni ihaleler için, sırf yeni inşaatlar – siteler için, sırf hava atmak için istanbulu çok ciddi yaracaklar, üstelik hiç de gerek yokken ve üstelik net olarak hiç bir faydası yokken, kibri için, böyle bir ideolojisi yani kibri olduğu için. tabiki asıl şey maddi rant ağı. Bu o kadar zalimliktir ki uzmanlar istanbul depremi olacak dedikleri halde ve bu kanal inşaatı sırasında fayların ciddi olarak tetiklenebileceği bilindiği halde depremi ve depremi tetiklemeyi bile umursamıyor, katilliğe bakın, kibre bakın. doğayı canlıları katlediyorlar, değiştiriyorlar, sırf siyasi ve maddi rant için, kanlı paradır kazandıkları. Kahpe bizans isimli türk filminin jenerik müziğinde MALİ “imparator olmak kolay mı sandın, dünyaya kazık çaktım duyulsun adım” demişti, bu da onun gibi bir şey ama ciddi gaddarlık ve katilliktir. Kanal projesine bulaşanlar hiç ölmeyeceklerini mi sanıyorlar acaba nasıl ALLAH’a can verecekler, en başta dünya (doğa canlılar) sonra da gariban vatandaşlar bunlardan çatır çatır hesap soracaktır, ben de, annem de. Bu deli gidişe bir dur diyen yok mu? Şeytanın bu adımına, bu ardı arkası kesilmeyen betonlaştırma ve yayılma hırsına bir dur diyecek yok mu, bu sorumsuzluğa, bu gaddarlığa, bu kibre ve bu katilliğe bir dur diyecek yok mu? Yetinmeyi bilenler yok mu!
– Petrolün biteceği zaman daha hala belli değil, daha uzun yıllar petrol yeter, ayrıca petrolün yerini alacak yeni bir kimyasal üretimi de başarılmıştır. Egzos gazları artıyor diye bahane edenler neden nüfustaki sorumsuzca artışı dillendirmiyorlar, asıl çözüm: gaddarca katilce serseri gibi kibirle devam eden nüfus artışını durdurmaktır. Nüfus azalınca ve dengelenince zaten dünya da varsa sorun kendine kendine düzelir. Neden benzini bahane edip de bataryalı / elektrikli araçlar yapıyorlar. Zaten batarya yapımında kullanılan kimyasal malzemeler / madenler de sınırlıdır, bunların akılları hiç getirmiyor. Dünya zaten batarya – pil çöplüğü haline gelmiştir. Bir de elektrikli araçlarda tonlarca, abartmıyorum sayısız miktarda adette pil/hücre/batarya kullanarak yeni bataryalar üretmek nedendir. Üstelik bataryaların ömürleri 10 yıldan azdır ve tekrar kullanmak gibi bir seçenek de yoktur. Yazık günah. Akıllı cihazlar sayesinde zaten dünya batarya çöplüğüyken bir de elektrikli araçların üretilmesi ve sanki iyi bir şeymiş gibi övülmesi ve üretilmelerinin arttırılması akıl alır değildir. Bir de Avrupa Birliği elektrikli araçları zorunlu kılacakmış, yazık günah, nasıl böyle bir çevre katliamına göze alabiliyorlar. Zaten araç şarj istasyonları da hem pahalıdır hem de şarj cihazları büyük ve elektronik aksama sahiptir, sık sık bozulmaları da çok olasıdır. Elektrikli araçlar için hem bataryalar üretilecek, hem sürekli periyodlarla onların büyük ve pahalı şarj cihazları üretilecektir, hem de yeni şarj istasyonları kurulacaktır, daha çok var ama bu kadarı bile çevre katliamıdır. Ayrıca şarj istasyonlarında, şarj cihazları sayı olarak yeterli olmazsa sürücülere eziyette olacaktır, çünkü şarj işlemi en az 40 dakika sürebilmektedir ve araba yıllandıkça bu süre daha da uzun sürecektir. Yeterli sayıda şarj cihazı ve ve yeterli alan olmazsa sürücülere daha çok külfet olacaktır. Hem çevre katliamı hem de sürücülere hiç gerek yokken külfet. Üstelik elektrik çarpılma riski, batarya patlama riski de cabası. Yazık ve günahtır. Çalışan ve sorunsuz işleyen bir sistemi neden bozuyorsunuz, petrol daha bitmedi, bitmeyecek, asıl nüfusu azaltsanıza madem. Gücünüz çevreye-dünyaya ve garibanlara yetiyor değil mi, hayvan sürüleri gibi sorumsuzca gaddarca ürüyen katillere güç yetiremiyorsunuz, aksine gariplere işkence ve zorluk yapıyorsunuz. Zaten buda katilliktir, garipleri ve çevreyi serserice umursamamak ve ölümleri göze almaktır. Neymiş temiz enerjiymiş, elektrik havadan mı üretiliyor, aklınız nerede. Elektrik barajlardan, kömür gibi madenleri yakan santrallerden ve çok tehlikeli olan nükleer santrallerinden üretilmektedir. Sizin aklınız nerede. Sırf ününüz artsın, makamınız artsın, rantınız artsın, yandaşlarınız ihale alsın, diye temiz enerji gibi havalı-süslü bir ideoloji (sonunu hiç düşünmeden, zararlarını-külfetini hiç düşünmeden) dillendiriyorsunuz, böyle bir şey asla olmadığı ve asla olamayacağı halde. Bu nasıl bir beyinsizliktir. Bu deli gidişe, bu ardı arkası kesilmez geçici emellere, aslında boş ve faydasız olan bu işlere, aslında hava ve civa olan ve sadece rant için kullanılan bu sorumsuzluğa bu katilliğe dur diyecek yok mu.
– Temiz enerji, enerji verimliliği, sıfır karbon ayak izi, küresel ısınma, iklim yasası, sıfır atık gibi havalı ideolojileri bahane edipte kanunlara yasalara gerçekten uyan garibanların hayatlarını daha da zorlaştıran insanları da lanetliyorum. Zaten hayat zor, neden bir de garibanın hayatını zorlaştırıyorsunuz. Sırf ününüz için, sırf havanız için, sırf kibriniz için, sırf rant için, sırf yeni ihaleler için garibanlara zorluk ve kısıtlamalar getirmek, kıtlık açlık savaş olmadığı halde garibana kısıtlama getirmek, hem de gariban parasını alın teri ile kazandığı kendi rızkıyla ödediği, bunlar hep zalimliktir. Bu tür ideolojilerin zorbaca halka dayatılması zalimliktir. Bu ideolojiler olmadan da nüfus artışının durdurulması, yolsuzlukla mücadele, tüketicilerin bilinçlendirilmesi gibi asıl ciddi sorunların çözülmesi gerçek çözümdür.
– İşyerinde benim işlerim hep yeterli iken, yani masamda dosyam yani işim hiç eksik olmazken durup dururken enerji verimliliği laboratuvarı kurdular, ben en başından saf saf anlamışım, en başından gerek yok dedim zaten bizim işimiz bize yetiyor, bu pahalı yeni laboratuvarı kuracağımıza mevcut ve işleyen kendi laboratuvarımızı geliştirebiliriz (kullandığımız büyük cihazlar çok arızalanıyor mesela onları kompaktları ile değiştirebiliriz dedim, hala arızalanıyorlar) dedim. Zaten işimden memnundum, ne gerek var yeni işlere, hem yeni işler en başta yeni oldukları için zordur dedim, amirime defalarca konuştum, e-postalar attım. Ama beni dinlemediler, beni hiçe saydılar. Bu yeni laboratuvar inşaatı sırasında da çok etkili ve çok keskin kokan çok fazla miktarda kimyasal inşaat malzemeleri de kullandılar, yıllarca bu kimyasal inşaat malzemelerinin kokularına da maruz kaldım. Aslında daha başka çok fazla eziyetlere de maruz kaldım da yazamıyorum, sayfalar dolar. Bu laboratuvarda çamaşır ve bulaşık makinelerinin enerji verimliliği deneyleri yapılmaktadır. IEC uluslararası standard komisyonu deney sayısını 5 defa ile tanımlıyorken, Avrupa Birliği Cenelec-EN ise bu deney sayısını ALLAH’tan korkmadan 10 defa ya çıkardı. İnanınki her deney çok masraflı, çok uğraştırıcı, çok fazla kaynak tüketime sebep olmaktadır. Deneylerde kullanılan bir litre saf suyu elde etmek için bidonlarca musluk suyu harcanmaktadır, israf edilmektedir, sadece 1 litre için üstelik damıtma işlemi için pahalı ve neredeyse her yıl sürekli değiştirilmesi gereken filtreler ve bir çok cihaz ve malzeme ve kimyasal da kullanılmaktadır, tüketilmektedir. İnanınki hepsi israftır, yazıktır. Asıl zarar veren şey her deneyde kullanılan standard deterjan ve kullanılan özel yüklerdir. Her deneyde deterjan kullanılması zorunludur, deterjanlar da direk kimyasal zehirdir ve direk su giderlerine atılmaktadır, direk doğaya denizlere gidiyor. Üstelik hiç gerek olmadığı halde, çok çok abartılı sayılarda yapılan deneylerde kullanılarak, sadece deney için, deney tekrarı, firma itirazı gibi durumlar da var. Ayrıca uluslararası kuruluşlarda bir çok ülkede bu enerji verimliliği laboratuvarlarının kurulmasını, sanki çok iyi bir şey mi destekliyorlar, direk zorunlu kılıyorlar gibi, sırf rant için, sırf yeni ihaleler için. Bu laboratuvarların kurulmasında milyon eurolar harcanırken her yıl zorunlu olarak alınması ve yaptırılması gereken standard malzemeleri ve bakım işleri için de neredeyse milyon eurolar harcanmaktadır. İnanınki hiç gerek yoktur. Ayrıca bir çok üretici firma, sırf vergi indirimden faydalanmak ve hava atmak için bu enerji verimliliği laboratuvarlarını kendi fabrikalarında kuruyorlar ve usanmadan hem kendi ürünlerini hem de rakip firmaların ürünlerini arge amaçlı gece gündüz vardiya ile aralıksız test ediyorlar, inanın, kullanılan ve doğaya salınan deterjanın haddi hesabı yok, hep boş yere. Hele EN’nin kibirle, sırf kendileri IEC’den farklı bir şey yapıyorlarmış desinler diye, deney sayısını 10 çıkarması ve ayrıca deneyleri daha da zorlaştırması çok daha zalimliktir. İnanınki sadece kendi makamları için kendi egoları için hiç mi hiç gerek yokken deney sayısını arttırdılar ve deneyleri, benim gibi garip deney personeli için çok daha zor ve uzun hale getirdiler, deneyler o kadar uzun sürüyorki sabah saat 6’da gelip akşam saat 20’de dönsem bile deney süresini tam olarak yapamıyorum, zaten hem sabah hem de akşam fazla mesaiye kalmak yasakmış, arkadaş sabah geliyor ben de akşam kalıyorum zorunlu fazla mesaiye. Bu laboratuvarı kuranlar benim başıma ciddi iş, külfet açtılar, üstelik hiç gerek yokken, şimdi ise bu zalimler sanki iyi/faydalı bir yapmışlar gibi üst makam sahibi oldular, havalı havalı konuşuyorlar, bu zalimler sanmasın ki yanlarına kalacak, bu zalimler karınları dolusu ateş yemektedirler, hakkımı asla helal etmiyorum. Bu zalimler kendi doktora tezleri kapsamında yeni başka laboratuvarlar da kurdurdular, motor laboratuvarı, yangın kablo laboratuvarı ve güneş enerji panelleri gibi, temelli yerleşkesi gibi benim bildiğim bunlar daha bilmediğim çok var. Bunları kuran zalimler bir de sanki iyi bir iş yapmışlar gibi ödüllendirilerek üst makam sahibi oldular, gerçekte yaptıkları şey ise gayet açık ve basit: kurumu ciddi zarara uğrattılar, çevreye-doğaya zarar verdiler, yandaş firmalara yeni ihaleler açtılar, v.b. yani o anki rantları için çevreyi katlettiler, üstelik hiç gerek yokken. Şimdi bu laboratuvarlar inanınki çöp oldu, ve asla gelir getirmediler, çok yüksek kurulum maliyetlerini ve çok yüksek yıllık bakım masraflarını asla telafi edemediler, bu laboratuvarlar boşta bekliyor gibi. Bu yeni laboratuvarları hiç fizibilite çalışmaları yapmadan sorumsuzca katilce yaptılar, eğer kapsamlı fizibilite yapmış olsalardı hiç ihtiyaç olmadığını ve zarar edeceğini ve kurumu da zarara uğratacağını zaten biliyorlardı. ama o anki rantları, o anki ideolojileri uğruna çevreyi katlettiler, kurumu zarara uğrattılar ve en sonunda da bu yüzden benim maaşımı, ailemin maaşını ciddi miktarda azaltmayı başardılar, kurumumun vasat bir devlet dairesinden farkı kalmadı, benim başımı ve maaşımı yediler, rızkımı yediler. Yazık günah, güneş panelleri de boşu boşuna soluyor, net olarak hiç bir faydası olmadı, yazık. Ben hakkımı asla helal etmiyorum, bunları kuranlara ve yaptıranlara ve kendi ailelerine zehir zıkkım olsun, tüm zalimlere tüm bu katillere lanet olsun. Ne olurdu gereksiz yere laboratuvar / yatırım yapmasaydınız, şimdi 2025 yılında, ekonomide de çok berbat, ne olurdu sırf rantınız için kurumu zarara uğratmasaydınız, çevreyi katletmeseydiniz. Benim gözlemlediğim bu gereksiz laboratuvarları kuranlar bu gereksiz yatırımları yapanlar zaten çalışmayan, çalışmak yerine havalı havalı konuşup duran, ve gerçekte iş yapanlara da bu yüzden engel olan, kendilerini bir şey sanan şımarık ve ideolojist kişilerdir, yani zarar ziyan kimselerdir, (bir tanesi “neden vde gibi büyük olmayalım, büyümeyelim, piyasamızı büyütelim” diye aşırı aşırı gereksiz yatırımlar ihaleler boş anlaşmalar yaparak kurumun kendi biriktirdiği kendi parasını yediği gibi bir de utanmadan millet vekili oldu, bakın ne kadar açık ve net, kendi o anki rantları için kurumu ve dolayısıyla beni zarara uğrattılar, ayrıca bu adam vde yi kıskanıp yandaş ülkelere tüm sorumlulukları alarak bir ticari firmanın ticari mallarını göndermesine kurum adına vekil olmuş, bu yandaş ülkede başka hiç bir yabancı kuruma yapmadığı uygulamayla bu ticari malları denizin ortasında gemide kendi test elemanlarına test ettirmiş ve mallar uygun çıkmamış, helikopterle denizin ortasına müdür gönderdiler teyit etmek için, bu yandaş ülke gibi ülkelerin de kurumumuza ülkemize olan hasetliği belli olmuş oldu, ama adam yaptığı bu kötülüğe rağmen bile utanmadan millet vekili oldu) inanınki insan gibi benim gibi çalışsalardı, kendi işlerinde kendi güçlerinde olsalardı, aldıkları maaşların haklarını verselerdi bu gereksiz laboratuvarlar boşu boşuna kurulmazdı, bu kişiler insanlığını tamamlamayan karaktersiz ve serseri tipli katillerdir. Düşünün sadece bir laboratuvar en az milyon euro ve yıllık bakım ve ihtiyaçları da en az milyon eurodur. Çevreyi de katlediyorlar. Bunun savunulacak hiç bir yanı yoktur.
EN-avrupa birliği enerji verimliliği diye firmaları hava atarak zorladıkça, firmalarda, (yeni nesil gerçekten enerji – elektrik tüketimini azaltacak teknolojileri sadece maliyeti arttıracağı yani ürün satış fiyatını arttıracağı için yani ileride satışları düşeceği için uygulamadıkları gibi) ALLAH’tan korkmadan, sadece biz test kuruluşlarını kandırmak ve test kuruluşlarından sadece ECO isimli yıkama programıyla onay alabilmek için bu standard programı kullanıcılar ve asıl önemlisi benim için işkenceye dönüştürüyorlar. İnanınki L.G.. gibi bilinen firma bile sırf bizden yüksek enerji sınıfı alabilmek için eco program süresini 7 saate çıkardı, 7 saat ne demek inanılmaz bir sorumsuzluk ve alay. Üstelik elektrik tüketimi azaltmak için kazan içi yıkama su sıcaklığı normalden çok daha düşük değere indirdiler, makineler sıcaklık az olunca hijyenden feragat ediyor, aynı kirli suyu saatlerce makine içinde dolaştırıyorlar, bu da yetmezmiş gibi su tüketimini de azaltmak için makinenin su alımını aşırı azaltıyorlar, normal bir bulaşık makinesi normal bir yıkama yapması için en az 12 litre su harcamalıyken bu zalimler bu köylü kurnazlar 6 litreye kadar ALLAH’tan korkmadan düşürebiliyorlar. Maalesef ben amirlerimi uyarsam da amirlerim standardda bunları önleyecek limitler yok diye yapacak bir şeyimiz yok diyorlar, utanmadan hem sudan hem sıcaklıktan kısıyorlar yani hijyenden vazgeçiyorlar bir de eco program süresini çok aşırı uzatıyorlar. Aslında bu bir alaydır, biz test kuruluşlarına bir hakarettir ama standardları hazırlayan EN gibi topluluklar bunları bildikleri halde bir şey yapmıyorlar. Olan her zamanki gibi bana (deney personeline) ve çevreye (dünyaya) oluyor. İnanınki çamaşır ve bulaşık makinelerinde hatta buzdolaplarında bile enerji verimliliği tamamen yalandır, boştur, faydası yoktur, çevreye ve garibanlara ve tüketicilere zarardır, EN ve IEC kuruluşlarının dayattığı bu metodlar tamamen yanlıştır ve zarardır. Firmalarının ve yandaş devlet çalışanlarının hava atmaları için uydurdukları rant ağıdır. Herkesin inkar edemeyeceği gibi en iyi enerji verimliliği yine herkesin bildiği gibi makineyi tam yükte çalıştırmak ve tavsiye edilen deterjan miktarını kullanmaktır, zaten ayrıca üreticiler arge çalışmalarında hijyenden-temizlikten asla fedakarlık yapmadan (su sıcaklığını asla düşürmeden, gereken toplam su tüketimini asla azaltmadan) daha az elektrik tüketen yeni nesil ısıtma sistemleri ve daha az su harcayan yeni nesil motor-pompa sistemleri tasarlayabilirler, umarım bu yeni teknoloji arge çalışmalarında da firmalar kurnazlığa kaçıp hijyenden (yıkama su sıcaklığı, durulama sıcaklığı ve su tüketimi) ve kullanıcı kolaylığından (program süresi gibi) fedakarlık yapmazlar yani kullanıcının hayatını zorlaştırmazlar. Çoğu zaman hep sadece kendi bulaşıklarımızı yıkamıyoruz, misafirlerimiz arkadaşlarımız da geliyorlar, onların bulaşıklarının aynı makinede çok az suyla yıkanması hem temizlik (kir görünmemesi) hemde hijyen (mikrop kalmaması-bulaşmaması) yönünden çok önemlidir. Hangi tüketici 7 saat süren eco programını tercih etmek ister, IEC ve EN dayattığı metodda sadece bir programı ECO programı şart koşuyor, makinede başka bir çok program bulunuyor, herkes hayatımızı daha da zorlaştıran (zorlaştırdıkları-kirlettikleri) bu ECO programını seçmek zorunda değildir. Kaliteli bir çamaşır makinesi firmasının internet sayfasında kullanıcılara enerji verimliliği için sunduğu çözüm gayet net ve doğruydu: çamaşır makinesi dolmadan makineyi çalıştırmayın ve deterjanı önerilen miktarda kullanın, bu kadar basit. Bu basit şeyi neden EN-cenelec çevreye zarara dönüştürdü, bu da katilliktir. Çevreyi, canlıları, ve deney personelini serserice umursamamak ve ölümleri – zararları göze almaktır. Ayrıca bir de çamaşır makinelerinde 90°C yada 60°C su sıcaklığında yıkama yapılıyor diye programlar yazılıyor ama ben gördüm ki hemen hemen tüm çamaşır makineleri beyan ettikleri ve mutlaka sağlamaları gereken bu sıcaklıkları sağlamıyorlar, 90°C programını seçiyorsunuz ama kazandaki su gerçekte en fazla 73°C’ye çıkıyor, 80°C bile olmuyor, yani tüketicileri kandırıyorlar ve bunu sanki bir gelenekmiş örfmüş bir kanunmuş gibi hemen hemen tüm markalar / tüm çamaşır makinesi üreticileri yapıyor, birbirlerine vasiyet mi ediyorlar, genlerinde saklı bu cüret. Sırf ününüz artsın, makamınız artsın, rantınız artsın, yandaşlarınız ihale alsın, diye enerji verimliliği gibi havalı -süslü bir ideoloji (sonunu hiç düşünmeden) dillendiriyorsunuz, böyle bir şey asla olmadığı ve asla olamayacağı halde. Hiç bir şey bedava değildir, herşeyin bir bedeli vardır, enerji verimliliği için mutlaka birşeylerden fedakarlık yapmak gerekir. Fedakarlık yapılan şeyler hijyen ve temizlik ve tazelik ve kullanıcının rahatlığı gibi çok önemli şeylerdir. (Çamaşır makinelerinde ve bulaşık makinelerinde hijyenden ve temizlikten zorbaca fedakarlık yapılarak bir de kullanıcı çok aşırı uzun süren yıkama sürelerine mecbur bırakılmaktadır. Buzdolabında da soğutma performansından, düşük sıcaklıklardan fedakarlık yapılarak gıdaların tazeliklerinden ve taze kalmasından fedakarlık yapılmaktadır, zaten buzdolabı enerji testleri normalde evlerde hiç olmayan kullanım koşullarında, kapılar hep kapalıyken yapılmaktadır). Bu nasıl bir beyinsizliktir. Bu deli gidişe, bu ardı arkası kesilmez geçici emellere, aslında boş ve faydasız olan bu işlere, aslında hava ve civa olan ve sadece rant için kullanılan bu sorumsuzluğa bu katilliğe dur diyecek yok mu.