Maruz Kaldığım Ağır Hasedler

İlkokula başladığımda aynı lojman apartmanında oturan komşumuz beni; ben ve eşim çalışıyoruz, senin yaşında olan oğlum evde tek kalıyor, ben işteyken gündüz sen bizim eve gel ve oğlumla kal diye bana ve anneme ısrarla rica etti. Ben ve annem de saf saf kabul ettik. Yaşımız da aynıydı. Beraber ilkokula başladık aynı sınıfta okuduk, onun okumaya başlaması bende geç oldu, annesi özellikle bana okutarak benim çabuk öğrendiğimi söyleyerek oğlundan çok beni takip ettiğini belli etti. Derslerim onun oğlundan iyiydi. Annesinin de gözü sürekli benim başarılarımdaydı. Bu kaldığımız şehrin soğuk kışlarından dolayı ben sürekli bronşit hatta zatürre bile olup duruyordum hatta annesi bu sık hastalanmalarımdan, sık sık ateşli hastalanmamdan dolayı bana “osuruklu göt” lakabını takmıştı. Kendi oğlu benim kadar hastalanmıyordu, ve bana göre serseri bir karakteri vardı, maddi durumları bizden çok çok iyiydi. Hasedle bana nazar ederek sık sık ciddi hastalıklar geçirmeme sebep oldular. ben yine saf saf kendimden fedakarlık yaparak gündüzleri oğlunun yanına gidiyordum, oğlu serseri tipli olduğu ve direk hased olduğu için benim saf ve başarılı olmamı ve kendisine benzememi kompleks yaptı. Ben ister istemez ondaki bu kompleksi hissediyordum. Mecburen onlara seyrek gitmeye çalıştım. Kompleksi bazen o kadar çok oldu ki ortak arkadaşımızı bana karşı kışkırtarak ikisi birden bana taş atmaya başladılar ve bir gün bu taş kafama gelerek kafamı kanattı. Sonraları ise ben evimin önünde kendi kendime oynarken onu gördüm bana sinsi sinsi gülerek cihat bakkaldan geliyorum, bakkala yeni sakız gelmiş çok lezzetli hadi git al dedi, ben de saf saf inandım ve hemen bakkala gittim. Bakkalda 2 yada 3 kişi vardı, birden o katil özel harekatçıyı gördüm, adam kızına baban alkolik mi diye sormamı kompleks yapmıştı ve beni sürekli kızı ile evine çağırıp çağırıp duruyordu, ben ise çok korktuğum için asla gitmemiştim, korkudan masanın altına bile saatlerce saklanmıştım. Bakkalda bir an önce sakız almaya çalışırken bu katil adam beni gördü ve başımı okşayarak “aaa sen cihatsın aaa bak ben alkoliğim gibi …” bir şey söyledi, ben o an korkudan panikten bakkalı terk ettim ve kaçtım. Saatlerce evde yine saklandım. Sonra annem babamı devreye sokmuş galiba adam bir daha beni çağırmadı. Hasedliğin, kötülüğün bu kadarı. Kafamı kanattığı yetmedi bir de benim o katil adamdan korktuğumu bildiği halde onun da bakkalda olduğunu bildiği halde beni bakkala yönlendirdi, resmen bana o katil adamla birlikte tuzak kurdu. Şimdi yazdıkça daha iyi anlıyorum, resmen bana ya katil adamın talimatıyla yada kendi içinden tuzak kurmuş. Ben ona fedakarlıktan başka bir şey yapmamıştım, evde abim olduğu halde gündüzleri tek kalmasın ve annesi rica etti diye defalarca senelerce yanına gitmiştim. Gerçekten iyilikten maraz doğuyormuş. Annesi hem bana nazar etti oğlu da bana çok çok korktuğum ciddi tuzak kurdu. İnsanlar doğuştan hased doğuyorlar ve iradelerini hasedliği yenmek yerine benim gibi garibanlara hasedlik yapmak için kullanıyorlar. Çok yazık, hakkımı kesinlikle helal etmiyorum.

– Çok ciddi maddi zorluklar içinde amcamın yanına taşınmak zorunda kaldık, babam başımızda yoktu. Amcam yengem ve yengemin görümcesi üçü birden ilk gün ilk saatlerde dakikalarca bana bakıp durdular, suratlarından düşen bin parçaydı, amcamın bir oğlu yeni ölmüştü, ben saf saf üzgün olduklarını düşünüyordum. Sanki başlarından aşağı kaynar su dökülmüş de kala kalmışlar gibi dakikalarca bana bakıyorlardı, şuna bak ona benziyor, diye kendi aralarında mırıldanıyorlardı. Eşyamız taşınırken amcam para gitmesin diye hamal tutmadı, herkes eşyalarımıza zarar vererek zaten az olan eşyalarımızı taşımaya başladılar, amcam da kendince istemeye istemeye suratından düşen bin parça taşıyordu. derken ev sahibimiz olan gecekondu tipli yaşlı kadın bana bakarak yav bir sürü çocuk var boşta, neden şu adama yardım etmiyorlar diye çok aşırı hased ses tonuyla bağırdı ben de bunu duyunca haliyle saf saf üzerime alındım. saf saf amcamın istemeye istemeye taşıdığı buzdolabına yöneldim, tam tutamaya yardım etmeye çalışmıştım ki amcam beni gördü ve buzdolabını benim üzerime geleceğini bilerek yere bıraktı. Buzdolabı üzerime düştü, ben altından kanlar içinde çıktım. Annem feryad ederek yanıma koştu, beni kucakladı, doktora götürelim diye yalvardı. Yengemin görümcesi bizi istemeye istemeye özel küçük bir hastaneye götürdü, annemde para da azdı, doktor hasedi de dikiş atılması gerekiyor iz bırakmayan diliş atarsam daha çok ücret almam gerekiyor paranız var mı diye sordu, annem ağlayarak tabiki iz bırakmayan dikiş olsun dedi ve ödediler. (Bu arada dikiş verilen paraya rağmen iz bıraktı.) Benim ne suçum vardı, amcamın yengemin görümcesinin ve gecekondu kadını yaşlı kadının hasedlerini neden ben çektim, neden ben neredeyse kör olacaktım, yara ALLAH’tan gözümü sıyırdı. Orada onların yanlarında oturduğumuz sürece hep hasedliklerine maruz kaldık. Ablam da bu hasedden payını aldı, aylarca ruh gibi gezdi, okul başarısı ders başarısı da kalmadı.

– Babam yeni iş bulunca ve canla başla çalışınca maddi durumumuz biraz düzeldi, kiralardan kurtulmak için arkadaşının tavsiyesi üzerine kooparetife girmeye karar verdi ve girdi. Amcam, yengem ve görümcesi kira sorunları yoktu yıllarca aynı evde oturuyorlardı, ev sahipleri ile araları gayet iyiydi. Babam kooparetife girdiğini ilk kez söyleyince ben çok üzüldüm çok çok şaşırdım. Sanki amcamın yengemin ve görümcesinin başından aşağıya kaynar su dökmüştük. İnanınki bırakın dakikalarca saatlerce kendilerine gelemediler. Hatta kıskançlıklarından asık olan suratlarını iyice asarak odayı terk ettiler. Ben ve annem bunu hak etmedik, anneme yıllarca kiralarda süründü, babam kooperatif evi olduğu için azar azar uygun taksitle öderiz diye rahatça girmiş, zaten daha evlerin bitmesine 3 yıl varmış. Ben annem bunu hak etmedik. Ertesi günlerde hased kıskanç amcam yengem ve görümcesi “şuna bakın izmire bizden sonra geldi bizden önce ev sahibi oldu” diye ilk kıskançlık krizlerini, komplekslerini atlatıp dile gelmişler. Halbuysa koparetifin bitmesine daha en az 3 koca yıl vardı hem de taksit ödemeli. Aradan bir sene ya geçti ya geçmedi, kooperatifte işler garip bir şekilde ters gitti, para yetmiyor diye taksitleri yükseltip yükseltip durdular, biz haliyle taksitleri ödeyemez hale geldik, 5 yada 6 taksidi ödemeyince de kooperatif yetkilileri bizi kooperatiften attılar, hatta kooperatif istifa etti gibi bir şey de uydurup, kendilerini yasal olarak da sağlama alıp şimdiye kadar ödediğimiz taksitleri-paraları da bize geri iade etmediler. Annemin ömrü hayatında ilk kez sahip olacağı ev hayalini yok ettiler. Yerel gazetede bile “uçan daire” başlıklı dolandırıcılık haberiyle yayınlandı durumuz. Ben amcama, yengeme ve görümcesine hakkımı asla helal etmiyorum. Ne vardı ilk önce haberi duyunca hasedliklerinden çatlayacak, krize girecek ve nazar edecek. İlk evimizi yediniz, hased ettiniz, müsait yerinize kırmızı kınalar yakın, büyük ihtimalle hasedliğiniz yüzünden annem kiralardan kurtulamadı. Hakkımı asla helal etmiyorum. Bu olaydan çok sonra bu hased akrabalarımız, herkesin hayali olan, kendi müstakil evlerini yaptılar. Gecekondu ayağına vergi gibi masrafları da ödemeyerek istedikleri gibi geniş ve katlı müstakil evlerini yaptılar. Şu anda da evlerinde zevk sefa ve paralı olarak oturuyorlar. Bu ALLAH’a reva iş mi? Bakın işte; babama, bize, daha bitmesine 3 yıl olan kooparatife, bizim kiralardan kurutlma ümidimize, hased etmeseydiyniz zaten sizlerde ev sahibi olacakmışşınız hem de müstakil. Neden bana, anneme kiralardan kurutulma olasılığını bile çok gördünüz, neden o kadar çok çok kıskandınız, hased ettiniz. Benim ve garip annemin günahına giridiniz, kul hakkımızı yediniz, umarım başınız göğe ermiştir. Sanmayın ki ALLAH yaptıklarınızdan ve sinelerinizdeki hasedlikten kıskançlıktan habersizidir. ALLAH benim ve masum annemin intikimamımızı siz ksıkanç hased akrabalarımızdan kök söktüre söktüre alalacak, buna emin olun.

– Amcam yengem ve görümcesi ile maddi sorunlardan dolayı zorunlu olarak aynı mahallede oturuyorduk. Ergenliğime çevremdeki akrabalarımın çocuklarına göre erken girdim ve haliyle onlara göre erken boy attım ve erken sesim kalınlaştı. Bu hased akrabalarımız beni her gördüklerinde sanki kanun kuralmış gibi, sanki gözleri hassas teraziymiş gibi, ilk fırsatta boyun uzamış, sesin kalınlaşmış diye söyleyip duruyorlardı, her defasında utanmadan. Seslerinde bakışlarında her şeylerinde hasetlik vardı. O kadar bezmiştim ki ses tonumun kalınlaşmasından ve boyumun uzamasından utanır oldum, kendimi suçlu gibi hissettim, hatta kambur gezmeye başladım ve kamburum kalıcı oldu. Çok sonra öğrendim ve bazılarını gördüm ki bu hased akrabalarımın çocuklarının bırakın boylarının uzamalarını, boyları beni geçmiş, sesleri de kalınlaşmış. Ben bu hased akrabalarıma hakkımı asla helal etmeyeceğim, kamburum çıktı ve ses tonumdan bile utandım, ergenliğimi-çocukluğumu yaşayamadım. Üstelik bu hased akrabalarımın çocukları şimdi benden maddi olarak da çok iyi durumdalar, kimisi yurtdışına gitti kimisi iyi işler buldu, hepsi evli ve çocuk sahibi, zevk içinde para içinde türüyorlar. Siz hased akrabalarım yatacak yerleriniz yok, ne olurdu bana hased etmeseydiniz, bakın az daha bekleseydiniz çocuklarınızın da boylarının uzayacaklarını, hatta yarıştığınız benim boyumdan bile uzun olacaklarını görecektiniz. Müsait yerlerinize kınalar yakın. Değdi mi? Günahıma girdiniz, sanmayın ki hesaba çekilmeyeceksiniz. Bana anneme babama kardeşlerime hased/haset eden akrabalarımıza ALLAH’tan lanet diliyorum. Benim ve annemin başımızı yediniz, benim ve annemin hayatlarımızı çaldınız, nazar ettiniz, koltuklarınız kabarsın. Yanınıza kalmayacak ALLAH intikamımı alacak sizlerden. Teyzelerim ve çocukları da amcam gibi beni ve ailemi kıskandılar. Hatta teyzemin oğlu direk “senin boyunu geçmeliyim sen görürsün” dedi utanmadan ve geçti. Şimdi hepsi maddi olarak benden daha iyi durumdalar, evliler çocuk sahibiler ve müstakil evleri de arsaları da var, rahat rahat da iş bulabiliyorlar, çocukları da benim yeğenlerim gibi benim sınıfta kalan ve sınıfı geçemezse okuldan atılacak olan yeğenlerimin gibi tembel değilmiş. Ben hakkımı asla helal etmiyorum. Hased akrabalarımız bana anneme kardeşlerime hased ettiler, bizimle yarıştılar ve bizi geçtiler ama asıl nazarlarıyla hased tesirleriyle annemin ve benim başımızı yediler, yanınıza kalmayacak, hasedler. Ne olurdu insan olsaydınız, bana aileme hased etmeseydiniz, kendi işinizde kendi gücünüzde olsaydınız. Ben kendi tırnaklarımla kendi alın terimle kendi dirseklerimi çürüterek buralara geldim kimseye hased etmedim kimseye kem gözle bakmadım hep çalıştım, ama sizler hased akrabalarımız nazarlarınızla hased tesirlerinizle hem de çok şiddetli tesirlerinizle annemin ve benim başımızı yediniz, kul hakkımızı yediniz, ALLAH her şeyden haberdardır, sanmayınki yanınızı kalacak, ALLAH, bize yaptığınız tüm bu hasedlikleriniz yüzünden sizlerden kök söktüre söktüre intikamımızı alacak, ben inanıyorum.

– Yengem ve görümcesi garip bir şekilde tam da ablalarım üniversite sınavına girecekleri günün hemen öncesinde geliyorlardı. Ablalarım çalıştıkları halde üniversite kazanamadılar. Zaten geldiklerinde de utanmadan hasedçe laf sokup gidiyorlardı, ablalarımı ve annemi üzüyorlardı. Üniversite sınavları öncesinde ne iyi bir moral, hatta hiçbir zaman ablalarıma sınavlarında derslerinde başarılar dilemediler. Kına yaksınlar müsait yerlerine, ablalarım işsiz kaldı. Kendi çocukları şimdi iş, ev, arsa, çocuk sahibiler, hatta yurtdışına bile geidenleri var, rahat rahat yaşıyorlar. Bize aileme yaptıkları kötülükerin hasedliklerin haddi hesabı yoktur. Hatta ablamın yurtdışına Belçikaya, evlendirilmesi olasılığı için, gidişine bile direk engel oldular, ablam çok uğraşmasına vize bile almasına rağmen gidemedi. Sürekli ablalarımın kısmetlerine de engel oldular, gelmek isteyen görücülere ablamı babamı kötülemişler, yok chp liler yok açıklar gibi sözlerle ablalarımın evlenmelerine de defalarca engel oldular. Sultan teyzem de ablama çöpçatanlık yapmadı, talibi olduğu halde soranı olduğu halde ablamı evlendirmedi. Ben hakkımı asla helal etmiyorum, ne olurdu bari ablalarıma insan gibi çöpçatanlık aracılık yapsalardı. Şimdi kendi çocukları evli, iş sahipli, paralı, arsalı, çocuklu ne olurdu ablama da hayırlısıyla sebep olsalardı, yardımcı olsalardı. Tek yaptıkları hasedlik. Hep bizi kıskandılar, bizimle yarıştılar, benim ve annemin ve kardeşlerimin hayatlarımızı çaldılar. Ben bu hasedliklerinden dolayı akrabalarımıza akreplerimiz diyorum.

– Ortaokulda çok başarılıydım, okul birincisiydim, öğretmenlerimin gözdesiydim. Saf saf derslerde rahatça görüşlerimi söylüyordum, arkadaşlarımın beni kıskandığını fark etmeden. Kısa boylu bir sınıf arkadaşım sırf dersde bir konu hakkında öğretmene söylediğim görüşümü bahane ederek bana tenefüste suratıma yumruk attı. Ben çok şaşırdım, hem benden çok kısa hem de cüssesine bakmadan öyle bir öfkelenmiş öyle bir kudurmuş ki, ben geçiştirmeye çalıştıkça aldırmamaya çalıştıkça en sonunda aniden suratıma yumruğunu attı. Ben yine alttan aldım, çünkü içindeki hasedliği kıskançlığı öfkeyi gördüm. Zaten birkaç gün sonrada evimde telefonla, başka bir serseriye bana tehdit ve küfür ettirdi, attığı yumruk yetmemiş, kinini kötülüğünü bir de böyle kustu, ALLAH’tan abim yanımdaydı korktuğumu anlayınca telefonu aldı ve onlara hadlerini biraz bildirebildi.

– Oratokulda, kendi evimizde, iş yerinde bile defalarca beni kıskanan serseriler tarafından tenhaya/dışarıya çağrıldım. Ortaokulda neredeyse oraya saf saf gidecekken diğer iri cüsseli arkadaşlarım beni kurtardılar. Evde de canım annem beni aşağıya, yani tuzağa (5 dakika önce bir araba dolusu adam getirmişlerdi ve ben de görmüştüm ama jetonum çok sonra düştü adamları aşağıda beni yada abimi dövmek/öldürmek için getirmişler, saklamışlar) çağıran serseriden, bu serserinin kafasında uzun bir tahta sopayı kırarak kurtardı, serseri katil hemen defoldu, ben çok ciddi çok tehlikeli bir tuzaktan annem sayesinde kurtulduğumu sonra fark ettim yoksa gelen bu zayıf genç gülerek konuşan serseriye kanıp sanki benimle sadece insan gibi konuşacağını sanarak inecektim saf saf. ALLAH’tan tuzakları başlarına döndü.

– İzmirde ortaokulda iken, sırf yalçın özgür ve diğer arkadaşlarıma ayıp olmasın diye ve küçük evimizde boş oda olmadığı için top sahasına futbol oynamaya abimle hep beraber gittik. Arkadaşlarıma ayıp olmasın diye ve garip olarak hep onlar geliyorlardı ben çağırmamıştım, genel olarak da ben çağırdığım zaman da gelmiyorlardı zaten, zorbaca gelip gelip duruyorlardı. Futbol sahasının hemen yanında da sebze-meyve semt Pazarı kuruluydu. Biz futbol oynarken iki tane bizden çok büyük 25 yaşlarında sırıtan hasetle bakan serseri bana saldırdı. İlk önce bana saldırdı, abim de beni korumak için ona saldırdı. Sonra bu serseriler abime daldılar, sonra abime yardım etmek istedim ama şanşa başka bir adamlar gelip bunları durdurdular. Abime ciddi ciddi vurdular, bana nispeten az vurdular. Sonradan gelen adam bunların hapçı olduklarını söyledi. Ve bu sırada yardım edin diye bağırdığım halde kimse gelmedi, Yalçın özgür ve arkadaşlarım sadece seyrettiler ben az kalsın abimi kurtarmak için onun yanına gitmeye çalıştığımda kaçarken yine dayak yiyecektim, abimi kurtarmak için yine dayak yemeyi göze almıştım. Herkes ve arkadaşlarım sadece seyretti. Herkesin gözü önünde ben nispeten az, abim ise ciddi ciddi dövüldük. Bana gövdeme yumruk attılar, abime hem yumruk attılar hem de tekmeler savurdular, hatta abimi yere düşürüp yerde de abime tekmeler savurdular hatta katilce yerdeki abimin kafasına tekmeler savurdular, ben kaçmışken bunu görünce abime yardım için geri gitmeye karar verdim ve gittim ALLAH’tan gelen diğer adamlar bu serserileri abimi öldürmeden yada abimin boynunu kırmadan o an durdurdular, abimde çevikliği sayesinde yerde attıkları bu tekmelerden kurtuldu. Çevreye korku içinde bakarken uzakta iki tane tarikatçı yada mafya tipli kendini bir şey sanan iki tane adamında sinsice ve hasedle bizi izlediklerini fark edebildim. Sonrasında evde Annem polise başvurdu ama serserileri aynı yerde bulamadık, polis de anneme iyi davranmadı. Bu olay benim kendime olan güvenimi sarsan ilk ciddi olaydır. Bu olaydan sonra eskisi gibi olmadım zaten bu olaydan iki gün sonra da korkudan böbrek kumu döktüm, acılar içinde iki gün daha yattım. Bu olaydan önce hayat doluydum, sözlerimi sakınmadan utanmadan rahatça söyleyebiliyordum. Bu olaydan sonra asla bir daha böyle olamadım, asosyal oldum, konuşmamayı tercih etmek zorunda kaldım. Kendime olan özgüvenimi ciddi ciddi kaybettim.

Bu katil serseriler daha yetinmediler. Bu olaydan çok sonra liseye okuluma gitmek için otobüs durağında garip garip sıra beklerken bu serserilerinde kuyrukta olduklarını gördüm. Biraz korktum. Ne gariptir ki bu serseriler tam arka koltuklara sırayla oturmuşlardı ve ben de tam bu kuyrukta nasıl denk geldiyse mecburen bu arka koltukların önünde ayakta beklemek zorunda kaldım. Bu garip ve imkansız tesadüf 3 yada 4 kere oldu. Hep onlar arka koltukta oturdular ve hep ben onların tam önlerinde ayakta kalmak zorunda kaldım, nasıl bir planlama aklım almıyor. O anlarda kendimi çok aciz hissettim. Beni ve abimi döven serseriler hemen arkamda gülerek ve alaylı konuşarak bana bakıyorlardı, ben ise sadece okulum ve rızkımın peşindeydim. Bu yetmezmiş gibi yanlarında getirdikleri abaza ağır serseriyi azdırıp önünü elletip güldürerek ağır ağır konuşturdular. Bu abaza serseriyi tam da benim net olarak görüceğim koltuğa oturtmuşlardı. Bu çok acizlik ve çaresizlikti. Tekrar aciz ve çaresiz olduğumu hissettim. Hayattaki ilk yenilgim gibi bir şeydi. Hayata küsesim geldi, hem beni abimi herkesin önünde dövdüler hem de tesadüfi garip bir şekilde defalarca karşıma çıkıp bana  tuzak kurdular, alay ettiler, taciz ettirdiler. Gerçekten hayata küsmek istedim. Zaten kendime olan güvenimi onlar yüzünden kaybetmiştim şimdi ise daha da çok hüsrana uğradım. Ayrıca lise hazırlıkta da, maddi durumum kötü olduğu için ezik olduğum için bezdirilmiş olduğum için, öğretmenden ve alaycı sınıf arkadaşlarımdan çok ciddi hak etmediğim hakaretlere maruz kalıyordum. Bir daha asla orta okuldaki gibi sosyal ve kendime güvenli olarak sosyal topluluk içerisinde bulanmadım, kendime güvenli olarak rahatça konuşamadım. Kendimi hep garip ve çaresiz ve yenilmiş ve bezdirilmiş hissetmek zorunda kaldım ve gittikçe içime kapanmak zorunda kaldım. Daha önce sözümü kimseden esirgemeden rahatça her düşüncemi söyleyebiliyordum, hatta ortaokul bitiş partisinde rahatça kendime güvenli olarak bayağı konuşmuştum. Bir daha asla sosyal topluluk içinde özellikle konuşmalarımda bu rahatlığı bu özgüveni yaşayamadım ve artık benim için bitti. Şimdi ise kendi evimde bile rahatça konuşup aileme sarılalamıyorum. Şimdi tam olarak aciz ve çaresizim, şeytandan daha sinsice zorbaca katilce tam olarak esaret altındayım, iç dünyam da dahil tutsak ediliyorum, çok inanılmaz akıl almaz ama gerçek: sinis haset inat ile her şeyimi ele geçirdiler. Bu futbol sahasındaki dayak saldırısısndan sadece bir hafta önce teyzemin çok çok çok ağır hasedine maruz kalmıştım, kalmıştık. Bu kadar tesadüf olmaz. Resmen hased kıskanç kötü teyzemin nazarına uğradım, uğradık, aşağıda yazdım.

– Çorumda aile hayatımız alt üst olmuştu, maddi olarak bitmiştik, tutunacak dalımız yoktu, hiçbir akrabamız bize maddi olarak sahip çıkmadı, destek olmadı, hep annemi babamı suçladılar, ve hiç maddi destek olmadılar. Nasıl olduysa İzmirde babamın canla başla yeni bir işe sarılmasıyla maddi durumuz biraz düzeldi. Çok kötü, bodrum katından beter, lahıma açılan delikleri olan, 5 katlı apartmanın zemin katında oturmak zorunda kalsak da yine de maddi olarak kimseye muhtaç değildik, babam çalışıyordu. Bu arada ben ve abim ergenliğe girdik, biraz boyumuz uzadı. Derken bir gün bursaya giden hased kıskanç kötü teyzem, geçerken uğramak bahanesiyle izmire yanımıza gelmeye karar vermiş, bunu telefonda duyunca ben çok sevinmiştim, teyzem geliyor diye ve teyzemin önceki telefon konuşmalarında yapmacık ses tonuna aldanıp onu iyi sanıp sabırsızca gelmesini bekledik. Ve teyzem izmire, bodrum katından beter evimize geldi, ben şaşırdım, kadın resmen şoka girdi, kriz geçerdi, dona kaldı, gözlerini bana ve abime dikip bunlar ne olmuşlar, ne olmuş bunlara böyle deyip durdu, bu hasedliğinden inanınki hoş bulduk bile demedi, direk hasedliğinden çatlayarak şoka girdi, sanki başından aşağıya kaynar su dökmüştük, inanınki adeta böyle şoktaydı, bana abime anneme hasedlik kıskançlık yayıyordu bakışlarıyla, yav bunlara ne olmuş, nasıl böyle büyümüşler dedi en sonunda. Ben o an anladım ki benim abimin büyümemiz gelişmemiz (aslında hala nefes alıyor olmamız inanınki böyle, bu kadın aslında bizim nefes almamızı çok görüyor, bu fakirliğe rağmen nasıl hayatta kalabilmişler nasıl bu çok zor durumu atlatmışlar diye hayatları o olay yüzünden alt üst olmuşken nasıl böyle büyümüşler, hasedliğinden çatlıyordu gerçekten ben boşuna katil demiyorum) ve çorumda hayatımızın alt üst olduğunu bildiği için bu çok zor duruma rağmen büyüdüğümüzü görmek bu hased kıskanç kötü teyzeme çok çok çok ağır gelmiş. hased kıskanç kötü teyzem 3 saat öylece, hal hatır bile sormadan, kıskançlık krizinden dolayı soramadan bize gözlerini dikip durdu. Ben de saf saf onların karşısında oturdum, o zaman hasedlik nedir tam olarak bilmiyordum, keşke hemen önlerinden uzaklaşsaymışım, bir de saf saf enişteme sırf içtenliğimden, jest olsun, konuşma olsun diye muhabbet olsun diye safça neşe olsun diye yarı lakaplı ismiyle (köyde enişteme böyle söylerlermiş) seslendim. Buna da çok hased ettiler, bendeki bu özgüvene direk hased ettiler, cihata bak daha dünkü çocuk eniştesine köydeki lakabıyla sesleniyor bu ne rahatlık diye bile hasedle söylediler. Normalde 3 gün kalacaklarken kıskançlık krizlerinden hasedliklerinden dolayı daha kısa kaldılar yani kıskançlıklarından dolayı dayanamadılar, zaten kaldıkları süre boyunca suratları hep asıktı, çekemediler bizi. Ben o zamanlar saftım, herkesin benim saf konuşmalarımı kaldıramayacağını ve asıl önemli olan şeyi, herkesi kendim gibi sanmamam gerektiğini, yani diğerlerinin hased oldukarını bilmiyordum, unutmuştum. İnanınki hased kıskanç kötü teyzemin gidişinden bir hafta sonra futbol sahasında ben ve abim yukarıda yazdığım gibi serseriler/katiller tarafından saldırıya uğradık. Ömrü hayatımızda ilk defa böyle bir şey başımıza geldi. Zaten nasıl bir tesadüfse bu saldırıdan sonra ben, artık hased kıskanç kötü teyzemin hased ettiği gibi asla özgüvene sahip olamadım, bu saldırıda özgüvenimi kaybettim. hased kıskanç kötü teyzem müsait yerine kırmızı kınalar yak, bana anneme kardeşlerime ettiğiniz hasetliklerden dolayı ALLAH sizlerden garip annemin ve benim intikamımızı alacak, hased etmek nazar etmek hem de kendi yeğeninin kul hakkını yemek, kendi yeğenini bile kıskanmak ne demekmiş ALLAH size hesabını soracak, yanınıza kalmayacak. Annemin ve benim başımızı yediniz, kına yakın koltuklarınız kabarsın, ama unutmayın yanınıza kalmayacak. Bir insanın hayatıyla oynamak bir insana hased etmek neymiş ALLAH siz hasedlere gösterecek. Ne olurdu hased etmeseydiniz, bari maddi destek olmadınız, köstek olmasaydınız, bizi neden çekemediniz, bize nefes almamızı bile neden çok görüyorsunuz, kendinizi bizden üstün mü sanıyorsunuz, bizim yaşamaya hakkımız yok mu sizce, biz size ne yaptık ki, sizin tavuğunuza kış kış mı dedik, sizin rızkınıza mı mani olduk, evimiz kaldığımız yer aynı mı bana siz mi bakıyorsunuz – yani evimiz barkımız ayrı, yazıklar olsun tüm hasedlere, tüm zalimlere, annemin ve benim başımızı yiyen tüm katillere.

– İzmirde üniversite hazırlık için dershanede son yılda birinci sınıfa çıkmayı başarmıştım, ara ara yapılan deneme sınavlarında biyoloji sorularında da neredeyse tam doğru cevaplıyordum, her halde biyoloji öğretmenim buna ve benim sessiz sakin halime hased etmiş olacak ki bir durup dururken (bence hiç gerek de yokken) bana dersin ortasında “cihat sen sigara yada alkol kullanmıyorsun değil mi” diye sordu bende evet dedim, bunun üzerine biyoloji öğretmeni “bakın cihat hiç sigara ve alkol içmemiş karaciğeri tertemizdir sapsağlamdır” dedi. O an içimde biraz hasedliğe maruz kaldığımı hissettim. 6 yıl sonra orta derece karaciğer yağlanması ve büyümesi olduğumu öğrendim, geçen sene de karaciğerimde kist benzeri topaklanmalar olduğunu öğrendim. Hala sigara ve içki içmiyorum, içmedim. Biyoloji öğretmenim hani karaciğerim sapsağlamdı, tertemizdi. Bu nasıl bir nazardır. Bula bula onlarca öğrenci arasından beni mi seçtin hased edecek.

– İzmirde lise arkadaşım vardı, otobüste yol arkadaşım gibiydi, onu kendim gibi kendi halinde olduğunu sandığım için onunla konuşuyordum. Dershanede birinci sınıfa geçtiğimi öğrendiği zaman ne dese beğenirsiniz “size ara sınavlarda çıkan soruları önceden veriyorlar değil mi, siz bu yüzden birinci oluyorsunuz” demesin mi! Ben dirseklerimi çürüterek, 7 gün ve neredeyse 24 saat usanmadan çalışarak birinci sınıfa yükseldim ve birinci sınıfta kaldım. Hasedliğe bakın, aklım almıyor, böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir. Bana birinciliği yakıştırmadığı kendince beni küçük gördüğü kesin. Zaten 3 yıl sonra üniversite matematik bölümünü kazandığını öğrendim, aynı semtte oturuyorduk saf saf yol arkadaşı da oluruz diye konuşmak için yanına gittiğimde yüzüme bile bakmadı, beni gördüğü halde görmemezlikten geldi. Demekki içine dert olmuşum, ben de çok üzüldüm, hiçbir kötü söz söylemediğim halde bu kötü muameliyi hiç hak etmedim. Ben ona hiçbir kötülük yapmadım asıl bana hasedle konuşan beni kıskanan o olduğu halde bir de beni defalarca görmezlikten geldi. Bunun üzerine onun da hased kötülerden, beni çekmeyenlerden olduğunu üzülerek anladım.

– TEİAŞ’da ekip şefi adayı olarak işe başladığımda, ekibimde bulunan işçi kadrolu erdal isimli eleman bana laf sokarak “yeni işe girenler kola yada fanta alırlar” diye ortaya konuştu, ben nedense bir türlü almadım, inanınki benim böyle adetlerim yoktur, böyle şeylere de değer vermem, eksikliğini de hissetmem. Erdal bunu bahane ederek bir de asıl bana cihat bey demeyi hazmedemediği için bana çok aşırı hased etti. Ondan biraz gençtim, kompleks yaptı. Zaten ekipteki sorunlulardan birisiydi. Ben her zamanki gibi rızkımdaydım, hem de GYTE yüksek lisansımdaydım. Benim dertlerim benim işim gücüm bana yetiyordu. Erdal bana garez gitti, her görevimizde benimle hiç konuşmadı, bey de demedi, herkese kolonya dökerken bana bilerek dökmedi, bana her türlü cinsel sözlü tacizde bulundu, beni kışkırtmaya çalıştı. Bu garezini ben TEİAŞ’dan ayrılıncaya kadar bıkmadan inatla sürdürdü. Bir gün müdür İd.ris Te.miz, sadece bana ve ona görev yazdı. Göreve giderken de görev sırasında da benimle direk konuşmadı, ortaya konuştu, en sonunda öyle bir an geldi ki karşı karşıya görevi değerlendirmemiz gerekti burada ne yapsa beğenirsiniz konuşurken yüzüme bakmadığı gibi garezle sanki başından aşağı kaynar su döküyormuşum gibi, zorlanarak kıvranarak ayakkabılarıma bakarak benimle konuştu. Boşuna dememişler dost başa düşman ayağa bakar diye. Ben gerçekten şaşırdım, bu sözün doğru olacağını böyle günlük hayatımda karşıma çıkacağını hiç mi hiç tahmin etmezdim. Ben her zamanki gibi işime baktım, aldırmadım. Başkası olsa erdalı azarlardı belki işten attırırdı. Ben ona hiçbir kötü söz söylemediğim halde, bu kötü muameleyi hiç hak etmedim. TEİAŞ’ta işçilerin maddi ve manevi imkanları biz memur mühendislerden çok daha iyiydi, avantajlıydı, bir tek biz mühendislere bey demeleri gerekiyordu. Ayrıca alışkanlık edinmişler, ekiple işe gittiklerinde iş erken bitse bile daha fazla saat mesai yazmak ve mesai parası almak için işyerine dönmeyip kahvehaneye uğrayıp kahvede oyun oynayıp zaman dolduruyorlardı, böylece kahvedeki oyun oynadıkları zamanı da mesai yazıyorlardı, bu alışkanlık ve adet ve görenek olmuş, çoğu kurumda hatta çoğu kurumsal büyük özel firmada bile böyleymiş, ben ise hiç bir zaman işçilerle birlikte kahveye gitmedim, ekip arabasında tek başıma bekleyip ve beklerken de yüksek lisans derslerime çalıştım, bu yüzden de ekipteki işçiler bana garez gittiler. ALLAH ben ve ailem hariç tüm hasedlere, hased insanlara lanet etsin.   

– İzmirde sürekli evimizin önündeki yolda mahalle çocukları top oynuyorlardı. Halbuki çok uzak olmayan yakın bir yerde büyük bir futbol sahası da olduğu halde. İlk başta çocuklar oyunu başlatıyorlardı sonra garip bir şekilde abaza babaları ve başka abaza adamlar gelip beraber oynuyorlardı, hatta hiç çocuk kalmadığı zamanlarda bile oluyordu, utanmadan sadece abaza adamlar kalıyordu. Hem gürültü yapıyorlar hem top kaçırma bahanesiyle bizim eski arabamıza vurup duruyorlar hem de bazen topu bizim evin camlarına atıyorlardı. Bu oyunları başlatan biriside karşı apartmandaki abaza ve haset gümüşhaneli sabahattin adamın oğluydu. Bu adam son zamanlarda en üst kattaki balkonda garip bir şekilde, bence oturması en kötü yerde, yani iyi bir manzara gibi bir sebep yokken sanki direk bizim eve bizim balkonumuza bakıyor gibi artistik ve öfkeli oturuyordu. Bir gece ailecek balkonda otururken adamı yine aynı uç köşeye otururken gördüm. Adam bize sinsice bakıyor bizi izliyor gibiydi. Bende gördüğünü az çok tahmin ederek kendi içimde biraz öfkeli olarak kolumu yumruk yaparak biraz salladım, küfür içeren bir şey değildi, sadece yumruğumu sıkmıştım. Bu hareketimi, gece oturduğu balkondan görmesi ve anlaması imkansız gibi bir şeydi. Hemen ertesi gün çocuklar yine evimizin önünde top oynarlarken bu abaza zalim geldi. Ilk önce öncekiler gibi normal oynayama başladı sonra birden bire bile bile topu bizim cama vurmak için attı ve top bizim cama çarparak balkona düştü. Annem haklı olarak biraz söylendi. Adam öfkeden kudurdu. Bağırıp çağırıyordu. Annem balkondaydı. Ben de balkondan bu zalime göründüm, zalim beni görünce beni öfkeyle ve hasetle dışarıya çağırdı. Ben gitmedim, hemen annem de sakın gitme diye yanıma geldi. Zalim bunu anlayınca anneme ağır küfür etti ve tekrar öfkeden kudurarak beni çağırdı. Ben çok çok çok üzüldüm. Annem perdeyi çekti. Bu zalimi bir daha görmedim. Ve sonra dışarıya çıkarken de ondan hiç kokmadım. Ama beni çok derinden etkiledi, hem suçlu hem güçlü olup hem de planlı olarak bize saldırması/küfür etmesi beni çok ürküttü, çok üzdü, hayata küsmeme sebep oldu. Hem suçlu hem güçlü hem planlı hem de anneme küfür etmesi çok büyük haksızlıktı. Asla kabul edilebilir değildi. Bu saldırıdan sonra izmirde kalmak oturmak istemediğimi anladım. Çok çok yüksek puan aldığım (Türkiye 14.’sü oldum) KPSS tercihlerinde istanbulu yazmak zorunda kaldım, ayrıca izmirde hiç bir kadro yoktu. Ve 14. olduğum halde bile KPSS’de devlet hava meydanları işletmesine giremedim, hemen bir sonraki yerleştirmede kadro açılmış – şansıma bak, ben çaresizce TEİAŞ’ı tercih edince tekrar tercih yapmama da izin vermediler, eğer bir sonraki bu KPSS yerleştirmesini bekleyebilseymişim hem de izmir de hem de izmirin yeşillik yerinde devlet hava meydanlarında gayet çok daha iyi maaşlı mühendis olacaktım, ve tüm emeklerim tüm fedakarlıklarım neredeyse karşılığını bulacaktı; sebebi en başta bu son olay bu son saldırı ve tabiki fadıl kuyucuoğlu olmak üzere ve ferhat kıran olmak üzere izmirden çok buruk ve hayata – insanlara küsmüş olarak ayrıldım, kendimi istanbula attım.

Lisede maddi zorluklar içerisinde okudum, okulda zengin öğrencilere göre benim gibi maddi durumu iyi olmayan yada bana öyle yansıtılan öğrencilerde vardı. Ferhat kıran da beni buldu, maddi durumu iyi değilmiş, benim de maddi durumum iyi olmadığı için ve serseri tipli olmadığı için konuşuyorduk. Genel olarak hep o geliyordu, hep o beni çağırıyordu, nadiren ben onu çağırınca da gelmiyordu. Bana dinden ve fetulh güle n den bahsediyordu, bana aske rleri kötülemişti. Ben sadece rızkımın okulumun peşindeydim, onun bu konuşmalarına ilgi göstermiyordum zaten o da bu ilgisizliğimi görüp uzatmadı. ferhat kıran sürekli yaptığı şey zorbaca ben çağırmadığım halde gelmesinin yanı sıra bana sürekli istanbulu övmesiydi, istanbul çok güzel şehir ben gittim sen de git gibi övüp övüp duruyordu, bilinç altımda istanbulu değerli kabul etmeme sebep oldu. fadıl kuyucuoğlu ve evimin önünde yapılan çok kötü saldırı ve KPSS ilk yerleştirmesi şanşızlığım dolayısıyla istanbulu GYTE ve TEİAŞ’ı tercih etmek zorunda kaldım. İstanbulda TEİAŞ’da ve GYTE’de gerçekten çok zor günler geçirdim, defalarca ağlatıldım, defalarca hiç hem de hiç hak etmediğim halde suçlandım (neden ekipteki işçilerle içli dışlı olmuyorsun neden işçilerin kendi fazla mesai saatlerini doldurmaları için işçilerle beraber kahveye gitmiyorsun, biz kahveye gittik senin de gitmen gerekir, sen neden gitmiyorsun, amir mühendislerimin bu suçlayıcı konuşmaları bir gün beni o kadar çok etkile de ki bir gece sabaha kadar suçluluk duygusu hissettim acaba bende mi hata var diye sabaha kadar uyuyamadım, ALLAH’tan aklımı kaybetmedim, çok ciddiydi, sonra kendimde hiç bir suç olmadığını anlayabildim, hatırlayabildim. bunun gibi çok daha kötü olaylara maruz kaldım hatta müdür idris temiz kötü olarak bilindiği halde bana ilk başta çok ilgili ve güler yüzlü davranmıştı ama ben onun birimine geçmeyi başarınca bir süre sonra bende aradığı neyse bulamayınca bana da diğer elemanlara yaptığı gibi bağırmaya ve beni çok kötü olarak azarlamaya başladı, bunların sebepleri gerçekten akıl almaz bir şekilde yoktu, hatta bir seferinde başka bir bölümde yeni başlayan genç bir mühendisle konuştuğumu görmüş, bu genç mühendis bana gelmişti ben çağırmamıştım bile, İd.ris Temi,z bunu bahane edip beni ağlatıncaya kadar azarladı, bana cin olmadan adam mı çarpıyorsun bile dedi ben ne yaptım ki inanınki hiç bilmiyorum saf saf yeni işe başlayan bir mühendisle benim gibi genç birisiyle konuştum diye neden cin olayım ne var ki bunda beni ağlatacak kadar beni azarlayacak, buradan da İT ‘in beni kıskandığını bana hased ettiğini anlayabilirsiniz, durup dururken bile bana TEİAŞ hayatımı çok zehir etti, istanbuldan ayrılırken meşhur şarkıyı istanbula veda şarkısını dinleyerek ve ağlayarak ayrıldım, kendimi zar zor kocaeline atabildim. ALLAH idr.is te.miz’e ve onun gibi yöneticilere ve (ben ve ailem hariç) tüm hasedlere lanet etsin. Müsait yerlerinize kınalar yakın fadıl kuyucuoğlu, ferhat kıran, top oynama bahanesiyle anneme bana saldıran komşu gümüşhaneli damadı Sabahattin mahmut, ALLAH sizlere lanet etsin, ALLAH benim ve garip annemin intikamımızı siz hasedlerden söke söke alacak, yanınıza kalmayacak.

– GYTE yüksek lisansta danışmanım oğu.z ku.cur bana çok hased etti, beni hep küçümsedi. hatta bana İTÜ’den ibra.him altunb.aş isimli öğretmeni de musallat etti, galiba yüksek lisans hayatında ender olarak aynı anda iki hased danışman hocam oldu, ikisi de beni küçümsüyorlardı, GYTE ‘ye gitmem yetmiyormuş gibi bir de İTÜ’ye trafik dolu istanbula gitmem gerekiyordu. Ben ise tüm baskılara tüm çıkarılan zorluklara rağmen sağlam bir şekilde ilerliyordum, simülasyonlarımı gerçekten çok büyük fedakarlıklarla başarı ile yaptım hatta hased ibrahi.m altu.nbaş senden bu kadarını beklemiyorduk bile dedi hasedliğinden, buradan da beni kıskandığını anlayabilirsiniz, Tezimi istemeye istemeye geçirdiler, ben gayet başarılıydım. Hatta mezuniyete yakın SİU gibi uluslararası bir konferans olduğunu öğrendim ama beni bu ulu sarası konferansa sokmadılar, engel oldular. Ayrıca maddi durumum çok kötüydü, askerlik kapıda bekliyordu, ayrıca doktora yapmak da istiyordum, doktora yapmak için oğu.z ku.cur’a resmen yalvardım ama sen doktora yapamazsın dedi ve beni gaddarca, onca emeğim saygım onca fedakarlığım olduğu halde beni reddettiler. Ben GYTE’ye doktora için başvurduğumda da çok garipti, doktora öğrenci kadrosu açılmıştı öğrenci almaları gerekiyordu ve benden başka başvuran adayda olmadığı halde, beni hiç bir hoca almadı, çok şaşırdım, tüm hocaları gezdim, başarılı olduğumu da anlattım, GYTE yüksekden muzunum da dedim ama beni, ağız birliği yapmış gibi gaddarca almadılar. Tüm bu hocalara, özellikle oğu.z ku.cur’a ve ibrah.im altu.nbaş’a ALLAH lanet etsin, ALLAH benim ve garip annemin intikamımızı bu zalimlerden bu kibirli hasedlerden alsın. Ben çaresizce Yıldız teknik’e başvurmak zorunda kaldım, çok çok çok uzaktı, doktoraya kabul edildim. doktora ilk sınıfta uydu haberleşme dersimde benim yüksek lisans tez konumun uydulara da uygulanabileceğini fark ettim ve uydu dersi hocası akt.ül kavas ile bunu makale olarak SİU’ya sunduk. Çok çalışmıştım, emeklerim faydasını verdi ve yüksek lisans tezimi uydulara uyarlayabildim, ALLAH’a hamd olsun. Ve SİU’ya başarı ile kabul edildim hatta antalya daki konferansta ilk oturuma (bilkentli ve odtülülerle aynı ilk oturumda) akt.ül kavas hocam oturum başkanı olarak katıldım ve sunumumu yaptım, çok güzeldi, çok başarılıydı, böylece bir nebze olsun oğu.z kucu.r ve ibrahi.m altun.baş zalimlerinden ilahi intikamımı birazcık alabilmiş ve ayrıca yüksek lisans tezimi uluslararası platformda duyurabilmiştim, gurur duyulacak ilahi bir başarı ilahi bir adalet gibi olaydı.

Ne varki sonrasında hiç mi hiç tahmin edemeyeceğim kötülüklere maruz kaldım, doktoramın son senesinde (5. yıl) her şeyimi başarıyla tamamlamıştım hatta danışman hocam tan.er şen.gör ile birlikte URSİ uluslararası konferansa Rusya da katılmıştım ama ten.er şön.gör doktoramı uzattıkça uzattı. ben hadi bitirelim dedim o hep oyaladı, en sonunda kabul etti gibi oldu yıldız teknik uluslararası dergisinde makale yayınlayacak ve tez savunmasından da başarı ile geçecektik. derken o son gün beni çok çok çok üzdüler ve ben ani ve çaresiz bir kararla doktorayı bıraktım, tam da bitirmek üzereyken. İnanınki dünyada hiç bir insanla bu kadar uğraşılmadı, neler çektiğimi bir ben bilirim bir ALLAH, sadece şu kadarını söyleyeyim sinsi haset inat: dünyadaki en büyük tehlike. Müsait yerlerinize kırmızı kınalar yakın oğu.z kuc.ur ve ibrahi.m altun.taş zalimleri hasedleri (dediğinizi hased niyetinizi, sinsiler gerçekleştirdiler, doktorama engel oldular, doktoramın başını yediler), tan.er şen.gör ve diğer dijitürk İTÜ danışman hocam, ALLAH siz hasedlere, siz sinsilere siz suçlulara siz zalimlere lanet etsin. Siz gaddarların siz kibirli zalimlerin yaptıklarınız sebep olduklarınız yanınıza kalmayacak. ALLAH benim masum ve garip annemim ve benim intikamımızı sizlerden söke söke alacak, yanınıza kalmayacak, buna inanın, bir insanın emekleriyle bir insanın zorluklarıyla bu kadar gaddarca uğraşılmaz. ALLAH ben ve ailem hariç, tüm hasedlere lanet etsin.

-Lisede zorunlu olarak başka arkadaşımın aracılığıyla benden maddi olarak daha iyi olan fadıl kuyucuoğlu ile tanıştım. Bu hased kıskanç kötü adam beni o ilk tanışmamızda kendine yazmış. Sonra lisede ben hiç istemediğim halde zorunlu olarak onunla konuşmak zorunda kaldım, ben hiç istemedim hep o geldi beni buldu hatta bir keresinde omzuma elini götürdü ve omzumu sıktı galiba o an çok ağrı-acı-sıkıntı hissettim, bu sıkıntıyı omzumda birkaç hafta hissettim. Lisede bu zorunlu konuşmalarımızda bile bana hasedle konuşuyordu, ne insan gibi gülüyor ne de insan gibi göz yaşı dökerek ağlıyordu, suratı öyle bir düşüktü ki insanın içindeki tüm yaşam enerjisini yiyor emiyor gibiydi. Böyle başka insanların da olduğunu ve bunu kendi çıkarlarına ulaşmak için sinsice taktik olarak uyguladıklarını sonra anladım, biraz “ağlamayana meme yok” gibi ama hem sinsice hem de hasedlik ve planlı kötülükle. Lisede fadıl musibetinden mezun olarak kurtulduğumu sandım. Üniversitede EGE’yi tercih ettim, üniversite yabancı dil sınavında da başarılı olarak üniversite ingilizce hazırlık okumadan direk üniversite ilk sınıfına geçtim, ilk derse girdim bir de ne göreyim, fadıl kuyucuoğlu çoktan sınıfa girmiş ve sıraya oturmuş ve sanki beni bekliyormuş gibi tam da benim yöneldiğim yerde beni gördü. O cihat bu nasıl tesadüf, bence bu tesadüf değil dedi. ben onu üniversitede de görünce biraz üzülsem de tanıdık birini hemen, hem de ilk derste ilk dakikada görünce ister istemez ona yöneldim, konuşmaya başladım. Fadılın kıskanç olduğunu diğer üniversite arkadaşlarım bana defalarca direk söylediler. Fadıl sürekli bana benim aldığım sınav sonuçlarını ısrarla soruyordu, fadılın okula gelmediği günlerde fadıl telefonla beni evden aradı ve o günlerde okula gelmediği için öğrenmek için ilk önce benim sınav sonucumu bana sordu, ilk önce kendi sınav sonucunu sorması gerekirken direk benim sonucumu sordu, ben de telefonda neden ilk önce benimkini soruyorsun bu garip değil mi diye sorunca o da ağzındaki baklayı çıkardı, bırakın fadılı, fadılın babası annesi bile ilk önce benim notumu hasedle merak ediyormuş, bunu bana telefonda direk söyledi, ya cihat, annem babam bana benimkinden önce hep senin notunu soruyor dedi. Bende her zamanki gibi şaşırdım, oysa benim annem babam bana bırakın arkadaşımın notunu kendi notumu bile hiç sormadılar, fadılın ailesi de fadıl gibi hasedler.

Üniversite proje arkadaşı seçmemiz gerekiyordu, ben de hem tanıdık hem de derslerini çalıştığını yani serseri olmadığını bildiğim için fadılı tercih ettim, zaten başka seçeneğim de yok gibiydi. Bana serseri tipli olan 2 başka öğrenci ciddi ciddi proje arkadaşlığı teklif etti, hatta biri bana neler teklif etti neler hatta diğeri evimi bulup evime tatlı ile beraber geldi, ben bu serserileri seçemedim, çünkü ailemin maddi durumumuz kötüydü, bu serserileri seçersem derslerimde başarısız olabilirdim, böyle riski göze alacak lüksüm yoktu. Bu serseri öğrenciler bile bak cihat, fadıl kötü seni kıskanıyor, ondan vazgeç benim arkadaşım ol dediler ama ben böyle lükse sahip değildim. Çok gariptir bana neler neler vaad eden serseri öğrenci birkaç ay sonra ortadan kayboldu, yok oldu galiba okulu bırakmış, diğeri ise grup arkadaşlara grup gezmelere eğlencelere yöneldi, bence fadıldan başka seçeneğim yoktu. Fadıl aslında kendini biliyordu o bana direk ikizler burcu olduğunu, çift karakterli olduğunu ve kıskanç olduğunu söylüyordu, onun bu samimi konuşmaları, bana sürekli yaptığı kıskançlıkları biraz unutturuyordu. Bu arada izmirin sıcağında bronşit oldum neredeyse zaturrüyeye çevirecekti ve ömrü hayatımda ilk defa ayak parmak kemiğim hiç spor yapmadığım halde hiç zorlamadığım halde çatladı aylarca ağrı acı çektim sekerek okula gittim, kısacası büyük ihtimalle fadılın nazarından dolayı üniversite hayatım da hastalıklarla ve çok ciddi başka kötülüklerle geçti. Ben hep derslerime, projelerime bakıyordum. 3. sınıfta, hased sinsi diğer öğrenciler (bu öğrenciler çete olmuşlar, beni başka öğrencileri takip edip kendilerinde şu birinci olur şu asistan olur şunu alt etmeliyim gibi ciddi planlar ve takipler yapıyorlarmış) bana 3. sınıf itibariyle bölüm birincisi olduğumu söylediler. Ben de bunu saf saf fadıla söyledim. İnanınki o an sanki fadılın başından aşağıya kaynar su dökmüşüm gibi fadıl şoka girdi. Bunu bana neden söyledin, söylemem gerekiyordu dedi, ben neden kıskandın mı diye sorunca tabiki diyebildi zar zor, o kadar çatladı ki kıskançlığından suratı bin parça düşmüş olarak kıvranarak beni hemen terk etti, gerçekten sanki başından aşağıya kaynar su dökmüştüm yani sanki ona kötülük yapmıştım, insanlar nasıl böyle hased olabiliyorlar, ben ona hep arkadaşça iyilik ve fedakarlık yaptım, üstelik onun bir öyle bir böyle tutarsız konuşmalarına davranışlarına defalarca katlandım, projelerimiz başarılı olsun diye çok büyük özveri ile gece gündüz çalıştım. Fadıl ise benim 3. sınıftaki başarımı bile bana çok çok çok çok gördü, çekemedi. Neden fadıl, beni neden çekemedin, bana nefes almamı bile neden çok görüyorsun, kendini benden üstün mü sanıyorsun, benim yaşamaya başarılı olmaya hakkım yok mu sence, ben sana ne yaptım ki, senin tavuğunu kış kış mı dedim, senin rızkınamı mani oldum, evimiz kaldığımız yer aynı mı bana sen mi bakıyorsun ki – yani evimiz barkımız ayrı, yazıklar olsun tüm hasedlere, tüm zalimlere, annemin ve benim başımızı yiyen tüm katillere. Ayrıca fadıl kuyucuoğlu benim odtüde yüksek lisans yapma hayalime de hased etti, bu hayalimi gayet iyi biliyordu,  ve utanmadan bana hiç söylemeden, ben projelerimizle fedakarlıkla uğraşırken, o sinsice bana hiç söylemeyerek yüksek lisans sınavına, ALES’e çalışmış. Ne olurdu ALES diye sınav var, kitap alıp çalışmazsan yüksek puan almazsın diye bana söyleseydi ama hiç söylemedi beni hiç uyarmadı beni bilgilendirmedi, ben olsam ona söylerdim. odtü yüksek lisansını hemen mezuniyet yılında hemen kazandı, bana söylemeden benden gizli yüksek lisansa çalışarak benim hayalimdeki odtüyü kazandı, ben bir yıl ara verip ales’e evde çalıştım ve zar zor mezuniyetten 1 yıl sonra GYTE yüksek lisansı kazandım, böylece fadıl benim odtü hayalimi çaldı.

fadıl odtü hayalimi çaldığıyla da yetinmedi. yine rahat durmadı, tam ben EGE’ye hem ne olur ne olmaz diye yüksek lisansa hem açılacak olan araştırma görevlisi kadrosuna başvurmak için gittiğimde ne garip tesadüftür ki o kadar saat, o kadar dakika arasında bilgisayar odasında (evinde bilgisayar olduğu halde) benim karşıma çıktı ve yine bana hasedle ağlamaya başladı. Odtü çok zormuş, benim gibi çalışkan öğrencilere göreymiş, odtüden vazgeçmiş buraya EGE’ye gelicekmiş geçecekmiş, kaydımı buraya kaydıracakmış, galiba cihat sen de EGE’ye başvuracaksın seni kesin araştırma görevlisi yaparlar, beni almazlar bile, sen yine şanslısın gibi ağlamaya ve hased hased konuşmaya devam etti. Ben o an çok üzüldüm, odtüye gitti fadıldan kurtuldum, artık EGE’de fadıl hased kıskanç kötüsü yok diye sevinirken, zalim fadıl benim EGE’ye geleceğimi sezmiş yada duymuş gibi karşıma çıktı ve baş yiyici baş yiyici hasedle ağlayarak bana konuştu. Ben o an, fadılın ciddi olduğunu ve EGE’ye demir atacağını anladım, 4 yıllık üniversite hayatımda fadıla ve hased kötülüklerine zar zor katlanmıştım, üstelik odtü hayalimi benden gizli gizli çalışarak çalmıştı, şimdi bir de yüksek lisansı EGE’de başlarsam fadıl yine burada olacaktı, yüksek lisansda da fadıla ve hasedliklerine katlanmak zorunda kalacaktım. O an mecburen, zalimin zulmünden kaçarım dedim ve EGE yüksek lisans ve asistanlık hayalimden vazgeçtim, GYTE’ye artık tamamen yöneldim. Fadıl koltukların kabarsın, nasıl böyle denk getirdin, tam da o gün beni mi bekliyordun yoksa. Al bu dünya senin olsun, ama bilki yanına kalmayacak, ALLAH sinelerdekini hakkıyla bilendir, ALLAH tüm hasedlerden intikamımı alacak.

Fadıl yine rahat durmadı 2 yıl sonra TSE’ye başvurduğumda, mülakat günü burada da ankarada da karşıma çıktı. Mecburen ayıp olmasın diye konuştum. Hala aynıydı, odtü hayalimi çaldığı yetmiyormuş ve EGE’den beni uzaklatırdığı yetmiyormuş ve asistanlığı çaldığı yetmiyormuş gibi şimdide maaşı yüksek diye TSE hayalime göz dikmişti. ALLAH’tan fadılı TSE’ye almadılar. Ama ben GYTE’de de TSE’de de hiç hak etmediğim çok kötü zorluklarla ve saldırılara maruz kaldım, TSE beni 1 yıldan uzun süre kadroya almadı, çok çok zorlu bir bekleyişti (ne gariptir ki TSE hemen benden sonraki yeni alınanları direk kadrolu aldı, galiba torpilleri vardı). Fadıl yüzünden de inanınki kan kusturuldum, aç kaldım, hastalıklar yaşadım ameliyat olmak zorunda kaldım, hased kötü amirlerin (idris temiz iti gibi kısaca it) ciddi saldırılarına maruz kaldım, ölüm tehlikeleri atlattım. Gerçekten fadıl bari EGE hayalime engel olmasaydın, (o gün EGE’deki bilgisayar laboratuvarına neden ben tam oradayken geldin nasıl denk getirdin). Çaldığın odtü hayalimi, odtüyü kazandın madem orada kalsaydın, ne diye EGE’ye geri geldin, beni mi takip ediyordun, kordonlarımız beraber mi kesildi, neden odtü de kalmadın madem. Hakkımı asla helal etmeyeceğim. Benim garip annemin intikamını da benim intikamımı da ALLAH senden ve senin annen ve babandan söke söke alacak, yanınıza kalmayacak, sinsiler, hasetler, zalimler, psikopatlar. 

Aşağıdaki resimler youtube daki videolardan alınmıştır, vidoları yavaş hızda oynatınca biraz da dikkat edince ateş içinde lav içinde, sizde bu feryad eden insan suratını ve çok inanılmaz şekilde beliren C harfini görebilirsiniz. Bunları ben yapmadım, nasıl oldular inanınki hiç bilmiyorum. Ben 20 yıl önce bile benimle sinsice uğraşan insanların sonunun Cehennem Çukuru, ateş olacağını ( Cihat ÇıNAR, NAR=Kuranda geçen cehennem ateşi) olacağını söylemiştim, haykırmıştım. Sonra bu volkan çukuru videosunu buldum ve bu garip feryad eden anıran insan kafasını ve C harfini 2025 yılında video yavaş oynatma özelliği sayesinde rasgele buldum, gerçekten inanılmaz.

Ayrıca en büyük atom bombası olan TASR hidrojen bombası videosundan da bulutta çok inanılmaz olarak Ç harfi var. Bunu da ben yapmadım, benim böyle bir bilgim yada yetkim yoktur, yazılım bilgim ortadır.

Buradan ilk volkan çukuru ateş videosundan C harfini ve TSAR hidrojen bombası ateş videosunda da Ç harfini buldum. Buradan ben, bana ve benim masum ve garip anneme kem gözle bakan ve/veya bana, anneme, aileme hased eden insanların, sinsilerin, suçluların, zalimlerin ebedi cehennem ateşinde yanacaklarını kendimce doğruluyorum, inanıyorum. Ne vardı bana garip anneme aileme hased etmeseydiniz, ne olurdu benimle sinsice uğraşmasaydınız, ne olurdu insafa gelseydiniz, ne olurdu benim gibi kendi işinizde kendi gücünüzde kendi rızkınızda olsaydınız, ne olurdu benim ve annemin ve ailemin başımızı yemeseydiniz.

Volkan çukurunda, ateşte beliren yalnız ve feryad eden, anan inanılmaz insan kafası figürü

Volkan çukurundaki, ateşte beliren inanılmaz C harfi.

TSAR hidrojen bombası videosunda inanılmaz şekilde oluşan Ç harfi bulutu

TSAR hidrojen bombası ve yoğun ateş (NAR)

Göksel’in Günün Birinde isimli şarkısını dinlerken hasedleri, sinsileri ve zalimleri düşünüyorum, bana yapılan kötülüklerden, gaddarlıklardan bu şarkının sözlerinde kendimce yorumlar yapıyorum. Ne yaparsam yapayım şarkının bu sözleri ve manası, ben ve ailem hariç, tüm zalimler tüm hasedler için çok çok anlamlı ve uygun oldu.

Bu devran hep böyle sürüp gitmez ki (annem öldü toprak oldu, her canlı ölümü tadacaktır)
Sen de solacaksın günün 1’inde (ben ve ailem hariç tüm hasedler tüm zalimler eninde sonunda geberecekler, onlar da toprak olacaklar)

Senin de saçına karlar yağacak (benim ve garip annemin saçlarımız nasıl ağırdıysa)
Seninde gözüne yaşlar dolacak (benim ve garip annemin gözyaşları sinsiliklerinizle gaddarlıklarınızla kötülüklerinizle nasıl aktıysa)
Elbette kalbini 1’i yakacak (benim ve annemin kalbini kırdığınız gibi ALLAH da iç organlara nüfuz eden hutame ateşiyle hasedlerin zalimlerin kalplerini yakacak, nasılmış masum insanının kalbini kırmak göreceksiniz)
Pişman olacaksın günün 1’inde (elemli ebedi cehennem azabıyla gününüzü göreceksiniz)
Yalnız kalacaksın günün 1’inde (taraftarlarınız, yandaşlarınız, çeteniz, arkadaşlarınız, aileniz hiç kimseniz kalmayacak, elemli ebedi cehennem azabında yalnız kalacaksınız tıpkı bana fani hayatta yalnızlığı acizliği çaresizliği işkenceleri belirsizliği reva gördüğünüz gibi)

Ne geri dönecek yolun olacak (felçli annemden çok daha beter aciz kalacaksınız hareket etmeye bile mecaliniz olmayacak, ALLAH suretlerinizi değiştirecek, ne ileri gitmeye ne geri gitmeye mecaliniz kalacak)
Ne de tutunacak dalın kalacak (benim gibi annem gibi özellikle maddi ve manevi olarak tutunacak hiç bir yakınınız bulunmayacak, maddi hiç bir yardım alacak hiç kimseniz de kalmayacak)
Pişmanlık sonun olacak
Elbette kalbini 1’i yakacak (hutame ateşi)
Anacaksın günün 1’inde
Pişman olacaksın günün 1’inde
Yalnız kalacaksın günün 1’inde (aynı yukarıdaki youtube volkan çukuru resmindeki gibi)