Çok Garip Olan Ani Karakter Değişimlerim

Ben aşağıda yazdığım gibi ani karakter düzelmelerinin ancak filmlerde yada dizilerde olacağını düşünüyordum, çünkü hayatım hep zorluklarla ve çevremdeki insanların zor ve değişmeyen davranışları ve huyları ile geçti. Çevremdeki insanların karakterlerinin iyi yönde düzeldiğini neredeyse hiç görmedim. Aşağıda yazdığım anlar mucize gibiydi. İnanınki ben bile hayretler içerisindeyim, çünkü işe yaradılar ve hala yarıyorlar.

Tabancaya karşı olan aşırı ilgim: Babam polis memuruydu, bize tabancasını güvenlik için hiç vermezdi, ve sonrada sattı, bilmiyorum bu yüzden mi içimde hep tabanca hasreti vardı. Hatta rüyalarımda bile elimde tabanca tuttuğumu ve kendimi bir şey sandığımı bir çok kez görmüştüm. En sonunda internetten yakındaki atış poligonun yerini buldum. Arabayla ilk fırsatta yola koyuldum. Yolda gözüm o kadar dönmüştü ki yolda otostop çeken iki tane adamı (hem de iki tane iri yarı adamı) hiç korkmadan arabaya aldım ve adamların garip konuşmalarına rağmen yoluma devam ettim, şansıma bir şey yapmadılar, indiler. Ayrıca poligon merkezde değildi, arazideydi ve yolu çok bozuktu gözüm o kadar kararmıştı ki bu zor duruma rağmen bile durmadım ve zar zor poligonu buldum. Poligonunun giriş kapısında yazanı okuyunca hüsrana uğradım, çünkü tüfek atış poligonuymuş, o çok özendiğim havalı, artistik siyah tabanca atış poligonu değilmiş. Üzülerek geri döndüm. Bir kaç ay sonra havalı-karbon tüplü, kuru sıkı, bakır mermili tabanca aldım. Bu tabancayla kendi evimde yastıklara, kartonlara, pet şişelere v.b. eşyalara kendimce atışlar yaptım bu sayede az çok hevesimi aldım. Ama asıl değişim bir rüya üzerine oldu. Yamaç paraşütü yapmayı çok istiyordum sadece bunun için Fethiye ölüdenizi kapsayan mavi tur teknesi ile tura çıktım. Bu tura gitmeden bir kaç gün önce rüyamda yamaç kendimi paraşütünde gördüm ve yanımda benimle birlikte uçan Yusufçuk su böceğini de gördüm, bu rüyadan da sorunsuz bir şekilde korkmadan yamaç paraşütü yapacağıma, rüyamın gerçek olacağına inandım. Tur başlangıcında ilk olarak hemen yamaç paraşütü başvurumu ve hatta ödememi bile yaptım. Turun son günü yamaç paraşütü yapacaktım. Tur sırasında, turun son günlerinde denizin ortasında, teknede otururken ve manzara seyrederken çok garip bir şekilde bir Yusufçuk böceği sanki benimle birlikte uçuyormuş gibi yanımda kısa bir süre uçtu. Garipti, sanki rüyamdaki gibi benimle yanyana geldi ve uçtu. Bunu da görünce de demek ki rüyam gerçek olacak dedim ve yamaç paraşütümü sorunsuz yapacağıma daha da inandım, çok sevindim, sabırsızlıkla turun son gününü bekledim. Derken turun son gününde çok büyük bir heyecanla yamaç paraşütü acentasına geldim, evrakları doldurdum, bana havanın rüzgarlı olduğunu bu yüzden beklememi söylediler, ben çok üzüldüm. Hayal kırıklığına uğradım. Daha 1 saat önce ölüdenizde yüzmüştüm neredeyse hiç rüzgar yoktu, dalga bile yoktu yaprak bile kıpırdamıyordu. Bunu anlayamıyordum. Bir umut, dönüş otobüsümün son saatine kadar sabırla, ümitle bekledim. Maalesef iyi haber gelmedi. Uçuşa çıkılmadı (bana söylendiği kadarıyla, ben hep içerideydim, gerçeği bilmiyorum), paramı iade ettiler. Ben gerçekten hüsrana uğradım. Dönüş yolunda hayalet gibiydim, çok ciddi hayal kırıklığına uğramış olarak ve aşırı üzgün bir şekilde evime döndüm, bu derin üzüntüden tur sırasında çektiğim çok harika doğa fotoğraflarını, tüm fotoğraflarımı bir anlık öfkeyle hiç bakmadan sildim. Bu üzüntüyü 3 yada 4 günde zar zor atlattım. Bir hafta sonra ailecek dere kenarına pikniğe gittik. Yanımda kuru sıkı tabancamı da götürmüştüm. İçimde hala hazmedemediğim yamaç paraşütü üzüntüsü ve öfkesi vardı. Dere kenarında elimde tabanca ile otururken birden mavi ve güzel Yusufçuk böceğini gördüm, benim inadıma yapar gibi yeşil büyük yapraklara bir konup bir havalanıyordu. O an gözüm karardı, içimden: “demek rüyamda beni kandırırsın Yusufçuk böceği, hani yamaç paraşütü yapacaktım, nerede, neden beni kandırdın, o kadar emek ve para ve zaman verdim, nelere katlandım ama yapamadan gerisin geri, geri döndüm, yapanlar nasıl da yapmışlar, televizyona bile çıkmışlar,” diye aşırı öfke duygusuna kapıldım ve o an tüm hıncımla, kendimi bir şey sanarak, intikam alırcasına, kuru sıkı tabancımı, şal sörümü Yusukçuk böceğine boşaltmaya başladım, mesafe yakındı ama bir türlü onu vuramadım. Birden bire o an, çok garip bir şey oldu ve içime çok büyük pişmanlık ve acıma duygusu doldu, bakır mermiler Yusufçuk böceğini hiç vurmadı ama ona atarken mermilerle yeşil yaprağı delik deşik ettiğimi fark ettim. Yaprağın delik deşik olduğunu görünce o an yaptığımın çok büyük bir yanlış olduğunu anladım, o an kendimi bir şey sandığımı yani bir nevi kibirlendiğimi anladım, yaprağa üzüldüm ve iyi ki Yusufçuk böceğini öldürmemişim dedim sonuçta onun hiç bir suçu yoktu. Rüyamda Yusufçuk böceği gördüm diye buradaki Yusufçuğun ne suçu vardı, üstelik rüyayı öyle yorumlayan bendim, aslında öyle olmasını isteyen bendim, gördüğüm sadece bir rüyaydı, bu rüya yüzünden öfkeyle, katilce zavallı bir Yusufçuk böceğini hem de tabancayla uzaktan öldürmek çok kötüydü, bunu o an anladım, gerçekten çok garipti. Ve “şeytan doldurur” gibi söz aklıma geldi tabancanın hiç mi hiç şakası olmadığını, ciddi olarak insanın gözü döndüğünde zavallı ve masum birini bile sırf kendi uydurması için bile kolayca-alçakça öldürebileceğini de anladım. Gerçekten bu çok erdemli düşünceyi o an yaşadım. İnanınki kalan hayatımda bir daha asla tabanca merakım olmadı ve kuru sıkı tabancamı rafa bile kaldırdım. Tabanca merakım bu çok garip ani duygu değişimiyle bir anda tamamıyla yok oldu. Gerçekten o kadar büyük hevesim bu çok garip an ile bir anda kalıcı olarak gitti, bitti. Hala tabancalardan hoşlanmıyorum. Hatta 2024 yılında (geçen sene) babam ve ablam artık biz de gerçek bir tabanca alalım, ülkenin hali berbat dediğinde bile ben istemedim ve almadım ve almadık. Tabanca öyle kötü bir şey ki insanın kendini bir şey sanmasını sağlıyor, alçakça, adice, eşit olmadan (delikli tel çıktı mertlik bozuldu misali) masumu bile öldürmesine olanak tanıyor ve inanınki hiç şakası yok. Bir mermi bile bir masumu anında öldürebiliyor. İnanınki değmez. O anki öfkeniz, hayal kırıklıklarınız yüzünden masumların canına kıymak hem de böyle alçakça, hiç iyi bir şey değil. İnsan kendine hakim olmalı, tabancaya güvenip işin sonunu ve ne kadar çok ciddi olduğunu düşünmeden, hiç bir şey yapmamalıdır. Ben artık tabancaya ve her türlü silaha karşıyım. Keşke silahlar olmasa, yasaklansa, keşke güvenlik görevlileri gerçekten işlerini hakkıyla yapsalar. Keşke kurtl.ar vadi.si gibi insanları mafyalara, zorbalığa, kendini bir şey sanmasına, kibirlenmeye, kolayca kazanmaya-çalmaya-haraç almaya özendiren diziler yapılmasa ve keşke bu kadar çok yüksek reyting ile izlenmese idi. Ben bu garip ani duygu değişimden sonra artık tabancadan nefret ediyorum. Alkolden daha beter kişinin kendini bir şey sanmasını sağlıyor ve içindeki canavarı-kibri-adiliği uyandırıyor. Halbuki gerçek hiç de öyle değil, hiç şakası yok, sonuçları çok ciddi (delikli tel çıktı mertlik bozuldu gibi namertlere gün doğdu).

Elektronik devreler ile karışık cihaz yapma merakım: İşyerinde internette, Bilim ve Teknik dergisinde elektronik devrelerin basitçe birleştirilmesi ile karışık ve her yerde bulunmayan aygıtların yapılması ile ilgili detaylı bilgilerin verildiği bölüm vardı. Mesleğim gereği üniversitede bol bol elektronik devre tasarlamış ve yapmıştım. Artık iş hayatına başlayınca da bir hobi olabilir mi diye düşünmeye başladım bayağı heveslendim. Dergideki bu bölümde ve sonrasında internette yaptığım aramalarda gördüğüm ve bulduğum kadarıyla basit devrelerle (transistör, direnç, kristal, işlemci v.b. çoğu yerde, internette bile satılan basit devre elemanları ile) bulunması zor olan ve oldukça havalı, artistik aygıtları yapmak mümkündü. Bu şekilde jammer, trafik lambası değiştirme cihazı, sivrisinek kovucu, akıllı kumanda gibi her yerde bulunmayan ve satılmayan, belki de yasak olan şeyleri yapmak mümkündü. Bir nevi hacker gibi, bir nevi korsan gibi yasak olan yada alınması zor olan bir şeyi kolayca yapmak mümkündü. Bu çok güçlü bir histi. Hem aşırı özgürlük hem de olmayan bir şeyi kolayca yaratmak gibiydi. Bir gün bu dergideki bölümü okurken ve yapacağım devreleri seçerken kendimi aşırı derecede bir şey sandım. Bu duygu çok güçlüydü. Sanki yeni bir şey yaratıyormuşum gibi hissettim, bir nevi kendimi yaratıcı gibi hissettim, bu zor bulunan şeyleri kolayca yapabildiğim için kendimi üstün gördüm, başkasına ihtiyacım yok gibi kendimi bir şey sandım. Bu şekilde kendimi aşırı olarak bir şey sanma hissim 3 yada 4 dört saat sürdü, o anlarda aklımda hiç bir korku yada endişe yoktu, tasasızdım, sürekli kendimi bir şey sanıyordum, aşırı rahattım, bir yaratıcı edasıyla bu anlarda namaz kılarken bile imanı (içimdeki inancımı) unuttum, düm düz namaz kıldım, hatta namaz kılmaya bile ihtiyacım yok gibi sandım. Sürekli kendimi bir şey sanıyordum, sadece kendi içimde olmakla birlikte biraz kibirleniyordum bile. Kendimi yenilmez yada herşeyi kolayca yapabilir gibi hissettim, elimdeki bu devre bilgileri ile kendimi ciddi ciddi bir şey sandım, sadece kendi içimde olmak şartıyla kibirlendim. Bu süre sonunda aniden pişmanlık belirdi. Kendini bir şey sanmanın gerçekten çok kötü ve zararlı olduğunu anladım, inanın ki o an oldu. Bu duygu bir nevi kendini yaratıcı sanma (kanun-kural-kul hakkı tanımama, kimseyi önemsememe, elindeki bilgi yada malzemelerle kendini başkasına muhtaç görmeme, şımarma, kendini bir şey sanma, tasasız olma) çok çok tehlikeliydi. Bu tehlikeli duyguyu, havalı ve zor bulunan aygıtların, teknik bilgileri verilen elektronik devreler ile kolayca yapılabileceğini görerek ve ben de yapmayı düşleyerek kısa süreliğine yaşadım. O an bu duygudan ve bu elektronik devrelerden anında nefret ettim. Tüm bilgileri sildim. Devre tasarımı ile ilgili ve ayrıca yazılım tasarlama ile ilgili de tüm planlarımı kalıcı olarak iptal ettim. İnanınki şimdi istesem çok çok havalı, artistik devreler tasarlayıp yapabilirim, hiç bir engelim yoktur, hatta 3 boyutlu yazıcılar da varmış, ne dilersem yapabilirim gibi. Ama yapmıyorum ve yapmayacağım. Çünkü bir fayda görmüyorum, kendini bir şey sandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Zaten bir şeye ihtiyacım varsa internetten resmi alışveriş sitelerinden direk alıyorum, hem ben aygıtlarıma kavuşuyorum hem de firmalar para kazanıyor, bir nevi firma çalışanlarına bağış-destek gibi, üstelik devrelerle uğraşmadan yorulmadan resmi kurallar çerçevesinde hazır olan cihazlarıma – aygıtlarıma kavuşuyorum. Böylece kendimi bir şey sanmıyorum ve haddimi aşmıyorum, bir insan olduğumu hatırlayabiliyorum. Benim şimdiye kadar gördüğüm çoğu elektronikçi ve yazılım tasarlayıcısı, kendilerini bu duyguya çok kaptırmışlardır. Bunların konuşmaları, davranışları yaptıkları hep kibir doludur, bir kaç aygıt yaparak yada program yazarak sanki küçük dağları bunlar yaratmışlar gibi şımarmışlardır. Bu şımarıklığın ilerisi suçtur ve kul hakkı yemektir, hacker lık yada yasadışı cihaz yapımı gibi haddini aşmaktır. Herkes kanunlara – kul hakkına uyarken ,kanunlara yasalara vergilere karşı gelip kendini bir şey sanmaktır.

En zor anlarda isyan etme eğilimim: Çok zor günler geçiriyordum. Buna rağmen aileme ve anneme destek olmaya çalışıyordum. Bu yüzden bir aile gezisi planlamıştım. Gezimiz başımıza gelen aksilikler yüzünden zehir oldu. Herkes beni suçladı, kimse geziden memnun olmadı, annem bile biraz söylenmek zorunda kaldı. Moralim çok bozuldu, açıkçası hüsrana uğradım, ailem için kendimden fedakarlık yaparak üstelik depresyonda olduğum halde, onları maddi ve manevi zorluklara katlanarak arabayla geziye götürüyorum ve başımıza gelen tamamen benim dışımda gelişen, benimle hiç bir alakası olmayan (kötülük kötülerden olduğu halde kötülerin kötülükleri yüzünden benim suçlanmam, ailemin kötülerin ekmeğine yağ sürmesi, ve biraz da bana göre nankörlük gibi) aksiliklerden dolayı hüsrana uğradım. Zar zor eve geldik. Ben zar zor namaza başladım. Tüm bu aksilikler yetmezmiş gibi eve gelir gelmez garip annem aniden ishal oldu, altına ve yerlere kaçırdı, bunu gören ablam sinir krizi geçirdi, anneme ve bana ve herkese çok şiddetli bağırmaya ve hakaret etmeye başladı, ben yine çok çok üzüldüm, gözüme yaş geldi, garip anneme mi yanayım kendime mi yanayım bilemedim. O an üzüntünün, moral bozukluğunun, çaresizliğinin dibindeydim. Ablamın bağırması annemi azarlaması çok çok kötüydü. Gezi hüsranın ardından tam zar zor namaz kılmaya çalışırken annemin eve gelir gelmez aniden ishal olması ve evde kavga çıkması da cabası oldu. Ağlamaya başladım, namazı bıraktım, aşırı üzüntüden isyan edesim geldi, namazı komple bırakasım ve kendimi yatağa atasım geldi ama isyan edemedim, garip annemi (bana ne söylerse söylesin) bu çok zor ve bu çok kötü durum içinde tek başına bırakamadım. Gözyaşları içinde kendi kendime “ben onlar gibi olmayacağım, ben pes etmeyeceğim, ben böyle yapmayacağım, ben isyan edemem” dedim ve o an içime gelen moral ile garip anneme sahip çıktım, ablamın delici hakaretlerine hiç aldırmadım, annemi temizledim, tuvaletten çıkardım, güvenli şekilde odasına götürdüm, yerleştirdim, yerleri temizledim, garip annem her zamanki gibi bana göz yaşları içinde teşekkür etti. Eğer ağır depresyonuma, ağır üzüntüme yenilip her şeyi (namazı) bırakıp odamın kapısını kapatıp, kilitleyip yatağa yatıp depresyona girseydim yani garip annemi bu çok tehlikeli durum içinde tek başına bıraksaydım, garip anneme çok çok yazık olacaktı, çektiği o kadar çok farklı hastalıklara ve çok çeşitli sıkıntılara rağmen hayatta kalmaya çalışan garip anneme, isyan etmem yüzünden, elimde olmadan sahip çıkamayarak bir darbe de ben vurmuş olacaktım. Ama ALLAH’ın izni ve rahmetiyle, o an ben de oluşan moral duygusu ile aşırı zor durumlarda bile diğerleri gibi olmayacağımı daha doğrusu olmak istemediğimi anladım. İnanınki bu ani duygu değişimden sonra bir daha bu gibi aşırı zor durumlarda azıcık olsa bile isyan etmeyi (pes etmeyi – depresyona girmeyi – her şeyi bırakmayı) düşünmedim. Hep işime baktım, çok yorgun olsam da aşırı delici hakaretlere maruz kalsam da yine işime baktım, aldırmadım, işime devam ettim. Namazımı da garip annemi de bırakmadım. Elimden geldiğince anneme de ablama da aileme de sahip çıktım ve ne onları ne namazı terk etmedim.

Ailemle birlikte televizyon izleme isteğim: Ailecek akşamları televizyon izlemek aile içi sosyalleşme araçlarından birisiydi. Ben genel olarak televizyon izlerken çekyatta yatsam bile bir süre sonra pozisyonumu değiştirme hissi yada biraz rahatsızlık hissi hissediyordum, nadiren sadece kaliteli programlarda olmuyordu. 5 vakit namaza başlayınca, gündüzlerin daha uzun sürdüğü yaz aylarında akşam ve yatsı namazı arası süre de uzun oluyordu. Bu uzun sürede, yapacak başka bir şeyim olmadığı zamanlarda televizyon mu izlesem diye düşünüp duruyordum. Hem izlemek istemiyordum hem de aileme ayıp olur mu diye izlesem mi diyordum. Böyle düşünüp düşünüp biraz üzüntülü olarak akşam ile yatsı namazları arasındaki bu uzun süreyi biraz sıkıntılı geçiriyordum. Derken bir gün aniden, durup dururken içime daha önce hiç hissetmediğim mutluluk geldi, neredeyse ağızımı açıp bağıra bağıra gülecektim, yüzümde tebessüm oluştu. O anlarda mutluluktan ve huzurdan adeta havalarda uçuyordum. Garip annem odama gelip “televizyon izlesene, canın sıkılmıyor mu” dediğinde ben “şu anda içmeden şarhos oldum, annecim” dedim. Gerçekten de öyleydi, ansızın bu mutluluk bu huzur bu coşku beni kapladı. Ağızım açık olarak tebessüm ediyordum, dedikleri gibi havada uçuyordum. Bunun ilahi aşk olduğunu düşündüm, bu ani garip mutluluk coşkusunun, ilahi aşk – ilahi huzur olduğunu düşündüm, böyle yorumladım, böyle yorumlamak istedim, bu şekilde yorumlayınca da huzurum ve mutluluğum daha da coştu adeta, mutlu olmaktan korkmadım, çekinmedim, çok saf bir mutluluktu ve huzurdu. Garip anneme bile “şu an ALLAH beni mutluluktan uçuruyor” dedim. Sonra namaz kıldım. Bir daha asla televizyon izleme hissi bile oluşmadı, yada televizyon izlemediğim için hiç bir pişmanlık yada düşünce-kuruntu bile olmadı, yapılması gereken en değerli şeyi zaten yaptığımı anladım, ve bana nasip olan bu ani mutluluk huzur coşkusunu ömür boyu ALLAH’a şükür ederek hatırladım. Gerçekten o günden sonra televizyonla ilgili yada namaz arası sürelerimle ilgili bile hiç bir kuruntum-düşüncem olmadı. Zaten yapacağım başka hiç bir şey bende böyle temiz bir mutluluk huzur coşkusu oluşturamazdı, bunun farkına varmıştım. Ailemle sosyalleşmek için başka yöntemler-zamanlar aradım ve buldum, ne olursa olsun her zaman ailemi ihmal etmemeye çalıştım. Bana neler yapılırsa yapılsın, nelere maruz kalırsam kalayım, evden defalarca delici hakaretlerle kovulsam bile ailemi hiç bir zaman terk etmedim. Her zaman anneme ve ALLAH’ıma Rabime döndüm.

Cinsel tacizlere karşı zaafım: Her hafta ilimtepe’deki baraj göletine yürüyüşe gitmeye çalışıyordum. Bir hafta garip bir şekilde tam da yürüyüş yolumda, doğanın ortasında sarı kamyonlar yanımdan geçmeye başladılar, kamyon şöförleri çok artistiklerdi, güneş gözlükleri – atletleri – saç sakal tıraşları – havalı sürüşleri-manevraları planlanmışçasına artistikti, hem de direk yanımdan geçiyorlardı, hatta bir tanesi bana çok tanıdık geldi, internette gördüğüm havalı-artistik abiye garip bir şekilde çok benziyordu, bu en garip ve en zor olanı idi, çok garipti o adama benziyordu. O an cinsel tesirlerine kapıldım, bedenim de tatlı kaşıntılar bile oldu, içimden “ben şimdi ne yapacağım, acaba bana mı bakıyorlar, resmen o adama benziyor, benim için mi geldi, durdurup konuşsam mı acaba” diye çok zorlanıyordum, iradem dışında gelişen aşırı güçlü anlık cinsel tesirin/duygunun elinde resmen kıvranıyordum. Ciddi ciddi durdurmak gibi bir niyetim asla yoktu ama bu tesir öyle güçlüydü ki bedenimi düşüncelerimi ele geçirdi, bedenimde tatlı kaşınmalar ve tatlı hisler bile oluştu. Hep acaba benim için mi geldiler, bana mı bakıyorlar, bu o adam mı, durdursam mı” gibi zapt edemediğim hevesler içinde kıvranıyordum, halbuki sadece yürüyüşe gelmiştim bunlar nereden çıkmışlardı. Derken aniden başımı göle doğru çevirdim, göle ve ağaçlara bakınca aniden, evet aniden doğa bana zevk verdi. Doğanın verdiği bu zevk, kamyoncuları bana anında unutturdu, tüm kıvranmalarımı-heveslerimi sildi süpürdü, Doğanın verdiği bu ani zevk mutluluk o kadar güçlüydü ki, ben de kendimi bu zevke bıraktım, boşver kamyoncuları boşver bedenimdeki tatlı kaşınmaları boşver onları dedim ve bu kusursuz doğanın ve verdiği saf ve temiz harika zevkin mutluluğun tadını çıkar dedim. O an gerçekten kamyoncuları bir daha hiç fark etmedim bile, bir daha geldiler mi, kimlerdi hiç dikkatimi bile çekmedi, ben yürüyüşüme başladım ve mutlulukla huzurla saf doğa zevkiyle yürüyüşüme devam ettim ve tamamladım. İnanınki bir daha doğayı her gördüğümde ne olursa olsun doğayı tercih ettim, bu ani garip doğa zevkini hatırladım, bir daha asla doğada başka duygulara-heveslere (cinsel tacizlere) kapılmadım, her zaman anında direk doğaya yöneldim, içimde başka duygu-heves filizi yada tesiri bile oluşamadı. Doğa varken hep doğayı, doğanın bana verdiği bu saf mutluluğu tercih ettim. Gerçekten artık böyle oluyor. Saldırılara karşı bana doğa da yardım etti. O gün ki garip ani duygu değişimi benim hayatımı kalıcı olarak değiştirdi. Tacizlere karşı direncimi arttırdı.