Bir gün televizyon izlerken TRT Belgesel kanalında ALLAH isimli bir belgesel gördüm. İlgimi çekti hemen baktım. Belgeselde konuşan bir adam kendi ALLAH sevgisinden bahsediyordu. “ALLAH’a alıştıktan sonra yaptığım tüm işlerden, tüm hobilerimden daha çok ALLAH’ı anmak zikretmek istiyorum. Kendi hobim bile olsa onun yerine ALLAH’ı tercih etmek istiyorum, yaptığım işlerden ise ALLAH’ı zikretmek daha cazip geliyor bana…” dedi. Bu konuşma çok hoşuma gitti. Özellikle imanının ve şevkle ibadet etmenin yeni mutluluğuna ulaşmış kişilerde genelde böyle oluyor. İnsan yaptığı bir çok şeyin hatta kendi hobisi bile olsa ALLAH’a ibadet etmek varken aslında değersiz olduğunu anlıyor. Hele bu ilk günlerde iman aşkı ile yanıp tutuşuyorsa halden hale geçiyor, içmeden sarhoş olmak gibi aynen böyle oluyor, başınız ağrımıyor, sersemlemiyorsunuz ama aşktan yada ilahi mutluluktan neşe içerisinde ümit dolu oluyorsunuz. Gözünüz o anlarda başka bir şey görmüyor, başka bir şey aramıyorsunuz, ilahi saf bir mutluluk durup dururken kendi kendinize, mutlu ve huzurlu ve ümit dolu oluyorsunuz. Bu yüzden o anlarda kendi kendinize yetiniyorsunuz. Bu anlar çok kıymetlidir. Her şey gibi bu anlar da sürelidir. Belli bir süre sonra aynı şiddetli ilahi mutluluğu ve huzuru yaşamanız imkansız gibi bir şeydir ama kendinizce araştırarak kendinize uygun bir yöntemle daha farklı açılardan bu ilahi mutluluğu ve huzuru yakalayabilirsiniz. Her şey sizin elinizde, insanın isteyip de yapamadığı bir şey yok gibidir hele de konu kendisi ise, kendi iç huzuru ise. Tek yapmanız gereken şey azimle çalışmak, en kötü geçmişteki deneyimlerinizi hatırlamak ve bununla yetinmek yada daha iyisini istiyorsanız biraz daha kendinizi ve imanınızı ve ibadetlerinizi ve kendi geçmişinizden faydalanarak yeni mutluluk yolları yeni şükür yolları aramak. Bir yol varsa sizin geçmişinizdedir. Bununla birlikte yetinmek de güzel bir duygudur. Sonuçta her şey bir yere kadardır ve her şeyin bir sonu vardır. “Altın namaz” gibi ideolojik hedefler bence insanı yormakta ve o an ibadet etmenin verdiği huzuru ve mutluluğu ihmal etmesine sebep olabilmektedir, yaptığı ibadetlerle yetinmesine engel olabilmektedir. Birey yaşayabileceği maksimum ilahi mutluluğu yaşadığı zaman bununla yetinmeyi ve bunu hatırlayarak tekrar tekrar yaşamayı öğrenmelidir. Sonuçta herşeyin aşırısı iyi değildir. Yetinmeyi bilmek gerekir. Dünyada en değerli şey namaz kılarak ALLAH’ı zikretmektir. Bunun farkında olunduğu zaman zaten ilahi mutluluk ve huzur ileride mutlaka gelir. Sabırla, şükürle, kendi kendine yetinmeyi bilerek, ALLAH’tan isteyerek namaza devam etmek kişisel gelişim için en güzel yoldur. Bu sayede iç huzura ulaşılabilinir.
Beya.z tv’de cema.l nur sargu.t hanımı dinliyordum. Ses tonu, samimi içten konuşması ve sürekli ALLAH demesi çok hoşuma gidiyordu. Ailecek bile izliyorduk. Bir gün dayanamadım ALLAH ile ilgili kitabını aldım ve maalesef bu kitapta aradığım samimi, içten ALLAH sevgisi duygularını bulamadım, kitapta arapça bir harf ile ilgili sayfalarca bence gereksiz, bilgiler verilmişti, bu yüzden bana sıkıcı geldi. Bu kitaptan bir tek, farz namazlarında Ayetel Kürsi okumanın faydalı olduğu görüşünü kendime benimsedim ve alışkanlık haline getirdim. Ayrıca bir başka programında tarikatlarla ve hocalarıyla ilgili yaptığı konuşması yüzünden de programı izlemeyi bıraktım. Ama genel olarak ALLAH’ı içten ve samimi ses tonuyla anması çok güzeldi.
Dsmart uydu platformuna üye olmuştum. Burada bir çok belgesel kanalı da vardı. Annem de Dsmart’ı çok beğeniyordu, normal televizyon kanallarını izlemektense Dsmart’ı ve belgeselleri izlemeyi tercih ediyordu hatta benimle birlikte Beethoven 5. senfonisini ve metallica gibi mp3’leri şükürle beğeniyle dinliyordu, klasik müzik eşliğinde huzurla uyuyordu, ne güzel ne mutlu, garip haliyle bile kendi kendine yetiniyordu ve garip haline rağmen bile ALLAH’a şükür ediyordu, canım anneciğim benim, seni çok seviyorum, seninle gurur duyuyorum. Dsmart’ta beğendiğim bir çok program arasında Myzen isimli meditasyon kanalını da vardı. Pure nature görüntüleri eşliğinde sakince ve huzur dolu bir kadın sesi ile meditasyon yaptırır gibi beni rahatlatıyordu. Doğa bir yandan huzur verici ses tonu ve konuşma bir yandan ben de huzur buluyordum. Kadın huzur dolu bir ses tonu ile “Görevi tamamlamış olmanın verdiği rahatlamayı ve bu sayede başarıya ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşayın, rahatlayın, gevşeyin, bir görevinizi tamamlamış gibi rahatlayın…” diyordu. Bu düşünce çok hoşuma gitti. Rahatlamak için ve huzur bulmak için bir görevinizi tamamlamış gibi düşünüp o anki sorunlarınızdan kurtulmak, en azından kurtulmayı denemek bence çok değerli bir düşünceydi. İnsanlar bırakın işyerlerinde, kendi evlerinde kendi işlerini yaparken bile “of pof sıkıldım, hep ben mi iş yapıcam, bu kötü işi yine mi yapıcam, bu rezil işi ben mi yapıcam…” gibi kompleks dolu sıkıntılarla iş yapmamın, iş yapabilmenin, görevi tamamlamanın, görevi bitirmenin verdiği rahatlığı kendi elleriyle geri tepiyorlar. Aslında dünyada o kadar engelli, felçli ve iş yapmaya imkanı olmayan insan varken ve bu insanlar kendi engelli durumlarının düzelmesi ve kendi işlerini kendileri yapmaları için canla başla beklerken, dua ederken; sağlıklı olup da işyerlerinde bile maaşlarını aldıkları halde bile türlü türlü yardımlarını aldıkları halde bile işlerini yarım yamalak yapıp bir şikayet etmek bence, kendilerine verilen sağlık nimetine de nankörlüktür. Sağlıklı bir insanın bir işi yapması, tamamlaması (tabiki yarım yamalak değil tam doğru ve eksiksiz olarak, kimseye zarar vermeden kimsenin kul hakkını yemeden) çok büyük bir nimettir. İnsan bunun farkında olup ta bir de bu görevi tamamlamış olmanın verdiği rahatlık hissini kendi içinde doya doya yaşarsa çok harika olur, hayattan çok daha fazla zevk alır, huzur dolabilir, bu onu çevresinde de sevilen bir insan yapar (malesef hasedler her zamanki gibi yine çekemezler) ve işinde ve evinde şükür yolunu açtığı için maddi ve manevi rızkını ayrıca sağlığını da arttırır. İnanınki böyledir. Şükürle çalışınca rızkınızın artacağı kesindir ve ayrıca boşuna stress olmadığınız için de gelecek günler için sağlığınızı da korursunuz, gerçekten bu olması gereken değerli bir yaşam tarzıdır. Görevi tamamlamış olmanın verdiği huzuru mutluluğu yaşamak harika bir şeydir. Ben Myzen kanalını bu yüzden izledim, sonra kanalda sürekli masaj yapan insanları göstermeye başladılar, ben pure nature istiyordum bu yüzden bu kanalı izlemeyi bırakmak zorunda kaldım.
İstanbul tuzla’da Viasea TEMA PARK eğlence parkında red fire isimli roller coastor eğlence trenine, hız trenine binmek istemiştim. Oraya gitmeden önce internetten hem açılış ve çalışma zamanları ile ilgili bilgiler almak hem de yeni kurulduğu için yorumlara bakmak için araştırmalar yaptım. Youtube’dan bir çok video izledim. Çoğu video’da öne oturanlar korku ve eğlence içerisinde çığlık atıp ellerini kollarını sallıyordu. Çok gariptir bir videoda ise gördüğüm kişi beni gerçekten çok şaşırttı. Adam tek başınaydı ve en önde oturuyordu. Hız treni çok yüksekten serbest düşme yaparken bile adam sanki hiç korkmuyor hiç tedirgin olmuyor hiç rahatsız olmuyor gibi ağzını bile açmıyordu. Suratında tatlı ve huzur ve mutluluk dolu bir tebessüm vardı sadece o kadar. Hiç ağzını bile açmadı yani çığlık bile atmadı. Bu tren bildiğiniz süper hızlı tren, üstelik serbest düşme gibi çok yüksekten sizi direk aşağıya düşürüyor, ve en öndesiniz, tek başınızasınız. Gerçekten hayret verici bir olay. Adam sadece huzur ve mutluluk içinde sanki kendi içinde bir şeylere ulaşmış, başarmış gibi huzurla tebessüm ediyordu. Yüz kasları hiç mi hiç oynamadı. Sürekli tatlı bir tebessüm vardı. Bence bu tehlikeli ve korkutucu ve aşırı heyecanlı olan ve aslında riskli de olan süper hızlı eğlence treninde böyle huzur içinde sadece tatlı bir tebessümle mutlu olmak herkesin harcı değildir. Ben şahsen böyle yapamam, korkarım ve korkumu yenmek için doğal olarak bağırırım, çığlık atarım ve eğlenmenin tadını çıkarırım. Zaten sonrasında gittiğimiz zaman kardeşimle birlikte bindiğimde çığlık atarak eğlendim. Ama adam çığlık bile atmadı. Gerçekten ibret verici geldi bana. Bu adamı kişisel gelişimin zirvesi olarak aldım. Şartlar ne kadar zor, hatta can yakıcı, hatta delirtici (isyan ettirici) olursa olsun bu adam gibi en azından kendi içimizde tebessüm edebilmek, kişisel gelişimin zirvesidir. Bu zirveye, herkes ulaşmak zorunda değildir. Herkes kendini ve limitlerini bilir. Önemli olan şükür ile kişisel gelişimini, kendi çapında tamamlayabilmektir. Kendi dünyanızda limit sizsiniz. İnsanın isteyip de yapamayacağı şey yok gibidir, yeterki kendi iç dünyanızda olsun. Zaten kendi iç dünyanızda kendinizle barışık oldunuz mu dış dünyanın zorlukları size vız gelir tırız gider, inşallah. Hazal isimli şarkıcı kadınının bir şarkısındaki şarkı sözü gibi “Elden yar olmaz dinle beni, senin tek dostun yine sen. Aç gözünü seyreyle dünyayı, bak neler görüyor gönül penceren…” gönül penceren sizsiniz, pencerenizi kişisel gelişimizi tamamlamak için kullanmak inanınki en değerli yoldur. Bu yol sizi ALLAH’ın izni ile iman yoluna da ulaştıracaktır.
Dsmart’ta bilimsel ve doğa belgesellerini izlerken arada sırada, bear grylls’in sunduğu hayatta kalma okulu discovery channel programına da göz ucuyla bakıyordum. Bir gün bu rastgele bakmalarımda bu programda görebileceğim en değerli şeyi gördüm. İnanınki tamamen tesadüf oldu, bear grylls ormanda tek başına mahsur kalmış ve hayatta kalmak için aşırı durumlarda zorunlu olarak yapılabilecek şeyleri gösteriyordu, pek sık izlememe rağmen tam da bu kısma denk geldim. Ağaç kabuğunu yaptığı keskin olmayan bıçakla zar zor kazıyıp açıp, bulduğu – hedef olarak seçtiği deliğin peşine düşüp bu deliğin sonunda büyük bir yiyecek (ağaç kurdu sürüsü, yenilebilir böcekler, yenilebilir solucanlar v.b.) bulabileceğini – amacının bu olduğunu söylüyordu. Bıçağı keskin olmadığı için uzun sürmüştü ve yorulmuştu, “çok yorucu oldu ama deliğin sonuna ulaştığımda karşılığımı alacağım” diye çok sayıda yiyecek bulacağını kendince umuyordu. Derken deliğin sonuna ulaştı ve ne buldu dersiniz, sadece bir tane ufak ağaç kurdu, sadece bir tane, o an hiç bozuntuya vermedi, ağaç kurdunu eline aldı gösterdi ve hızlıca ağzına attı ve yedi ve sonrasında mutlu bir surat ifadesiyle ve içten gülümseyerek “böyle aşırı hayatta kalma durumlarında asıl önemli olan şey asla hayal kırıklığına uğramamaktır, üzülmemektedir aksi takdirde bağışıklığınız zayıflayacağı için hayatta kalamazsınız” dedi. Yani ne bulursan yetinmek, kompleks yapmamak, üzülmemek ve isyan etmemektedir. İnanınki yetinmeyi bilen bir insanın, kompleks yapan bir insana göre böyle zor şartlarda hayatta kalması daha olasıdır. İnsan kendi kendine yetinmeyi bildikçe ve bu şekilde yaşam tarzı yaşadıkça stress ve nafile telaşlardan ve komplekslerinden arınacağı için kurtulma yollarını daha rahat bulacaktır, bu kesindir. Zaten Kuran’da “uzun bir yolculuğa çıktığınızda yanınıza tonlarca gıda, eşya da alsanız önemi yoktur asıl en değerlisi, en değerli rızık takvadır” yazıyor. Takva sahibi uzun ve zorlu bir yolculukta rızkı az olsa bile idare etmenin yolunu bulur. Zaten en sonunda tüm imkanlar kesilirse de hayvanlaşmadan, gaddarlaşmadan insan gibi susuzluktan yada açlıktan ölmeyi de göze alır, kalbini katılaştırmaktansa açlıktan ölmeyi de tercih eder. İnanınki bu zorlu tercihi gerçekleştirmeden de ALLAH’ın izni ile kurtulur, ALLAH Takva sahibine yardım eder, çünkü gereksiz stressden ve komplekslerden arındığı için sapmadan direk kurtuluş yoluna yönelir ve bulur. Tabiki her şey bir yere kadardır, kimse ölümsüz değildir. Ama gerçek şu ki stressden ve nafile telaşlardan ve komplekslerden arınarak kurtuluş yolunu aramak ve nihayetinde bulmak çok daha kolaydır ve asıl çok çok değerlidir. bear grylls’in bu programında sonrasında çok kötü sahneleri gördüm, sırf yöntem gösterecek diye kuluçkada yatan anne kuşu kovup altındaki yumurtasını çalıp içinde bildiğimiz yumurta olmadığını, etli kanlı civciv cenini olduğunu gördüğü halde kameraya göstere göstere yedi. Ben çok üzüldüm, bir daha bu programı izlemedim. İnsanlık nerede kaldı, sanki çok değerli bir şeymiş gibi sırf, sadece hayatta kalmak için bir cenini kanlı kanlı yemek neden, neden bu hayvanlık bu gaddarlık. En güzeli böyle aşırı durumlarda açlıktan insan gibi, insanlığını kaybetmeden ölmektir. Dünyanın fani olduğunu ve herkesin yaptıklarından söke söke hesaba çekileceğini asla unutmamak gerekir. Asıl değerli olan insan olmanın bilincine ulaşmak (haddini bilmek) ve insan gibi (insanlığını kaybetmeden) ölebilmektir. ALLAH şaşırtmasın.
Çocukluğumda TGRT televizyon kanalı ile büyüdüm sayılır. Bu kanaldaki dini programları ailecek izliyorduk, ayrıca Star trek ve X-Files gibi yabancı dizileri de bu kanalda ailecek izliyorduk. Bu kanaldaki dini programlar genelde basit ve diyanetin anlattığı gibi aşırı şeylerden uzaktı. Zamanla yaşım ilerledikçe cami ve cuma vaazlerinden gördüğüm yada internette bulduğum bilgilerden genelde diyanet tarafından anlatılan şekilde namaz kılıyorum. Mehzep filan bilmiyorum, sadece diyanet ne derse bu şekilde camide herkesin kıldığı gibi namaz kılıyorum. İşaret parmağımı kaldırmak secdede ayaklarımı çarptırmak gibi garip şeyler yapmıyorum. Diyanet kitapçığında verildiği gibi namaz kılıyorum. Gerisini umursamıyorum. Ayrıca kendimce yeni ibadet yöntemleri de geliştirdim, çok memnunum ALLAH’a hamd olsun, çoğu yöntemleri deneyerek en sonunda bazılarında karar kıldım, örneğin kendi evimde kendi kendime, hiç hareket etmeden bile, kendi hayal dünyamda (hayal kurarak) huy çekmeye bile çalıştım, gerçekten zevk aldım çok hoşlandım, hevesimi aldım, bıraktım. Sonuçta ALLAH birdir, dünyada hatta evrende bile en değerli şey namazla ALLAH’ı zikretmektir. Asıl önemli olan Kuran’da da defalarca yazdığı gibi insanın takvasıdır, kendi niyetidir, kendi düşüncesidir ve kendi imanıdır ve kendi yaptığı ibadetleridir ve fedakarlıklarıdır (amelleridir).
Cartoon Network isimli çizgi film kanalında Gumble isimli çizgi filmi seyretmeye çalışıyordum. Çünkü bu çizgi film sadece çocuklara göre değil di, biz yetişkinlere ciddi ciddi dersler veriyordu. Hatta bir gün bir psikoloğun resmi yazsında Gumble örnek verdiğine şahid oldum. Gumble’in beğendiğim bölümlerinden birsinde Gumble’ın disiplinli ve çalışkan annesi ailesini sıraya dizmiş ve “söyleyin bakalım bu hafta ne başardınız, ne buldunuz, ne yaptınız” diye sorguya çekerek kendince puanlama yapıyordu. Gumble’ın zeki ablası kısmen başarılı bir ödev yaptığı için annesi tarafından tam puan aldı, kardeşi kendi çapında yeni bir şey yaptığı için orta puan aldı, babası ise serserice faydasız bir şey uydurup gösterip kötü puan aldı, Gumble’a sıra geldi, annesi Gumble’a bu hafta ne başardın diye sorduğunda Gumble bu hafta yaşadıklarını hatırladı, “okulda müzik korosunda zamanında çalamadığı için koro şarkısını berbat etmişti ve arkadaşlarına çiçek veriyorken çiçekten aniden arılar çıktı ve arkadaşları Gumble’ın umduğundan farklı olarak korkup kaçtı” bu hatıraları bu başarısızlıklarını hatırlayıp aniden gülerek “mutlu olmayı başardım” dedi. Annesi de bu cümlesi üzerine ona buda iyi bir dedi ve kızmayarak yine de kötü puan verdi. Burada Gumble’ın bu saf mutluluğu çok hoşuma gitti. Net bir başarısı yoktu, surat asıp, hatta kompleks yapıp depresyona bile girebilirdi. Ama Gumble depresyona girip kendini ve ister istemez ailesini üzmek yerine moraliniz bozmayarak mutlu olmaya çalıştı, mutluluğu seçti. Karamsarlığı ve aşağılık kompleksini değil. Hayattaki başarısızlıklara rağmen bile mutlu olabilmek – mutlu olabilmeye çalışmak, en azından çok üzülmemek – depresyona girmemek herkesin harcı değildir. Zaten herşey bir yere kadardır. En derin üzüntü en derin kayıp bile bir yere kadardır. Sonuçta öyle yada böyle ALLAH’ın takdir ettiği eceli beklememiz gerekir. Bunu beklerken neden nafile telaşlara, komplekslere ve stresslere kapılalım, bari enzından kendi iç dünyamızı kendimize zehir etmeyelim. İnanınki bunun zaten böyle olması gerekir. Çünkü beterin beteri vardır. Her şeyimize sağlık, rızık, Kuran … şükür etmemiz gerekir. Hıyanet etmek değil. Gerçekten her şeybir yere kadardır. Ve zaten her canlı eninde sonunda; zenginde olsa, fakirde olsa, çok başarılıda olsa, çevresi çok geniş de olsa, ünlü de olsa, zalim de olsa, garip de olsa ölecektir. Geçmişteki yok olan büyük şehirleri büyük halkları, hatta mars gezegeninin bile bir zamanlar hayat dolu iken söndüğünü ve asıl peygamberimiz Muhammed S.A.V.’in bile öldüğünü, toprak olduğunu hatırlamanız yeterlidir. Bu kati bir gerçektir, bunu hatırlayarak isyan etme kışkırtmanızı engelleyin, komplekslere kapılmayın. Her koyun kendi bacağından asılacaktır, herkes mezara tek olarak girecektir ve asıl önemli olan şey: tek olarak ALLAH’a hesap vereceksiniz, bu kati gerçeğin ta kendisidir. Herkes yaptıklarından ve ayrıca yapması gerekip de yapmadıklarından sorumludur, bu kadar basit.
Sonuçta ne olursa olsun her şey sizin elinizdedir. Tabiki aşırı durumlar hariç, siz istemezseniz gerçekten kimse sizi üzemez, hatta siz istemezseniz kimse sizi mutlu bile edemez. İnanınki bu gerçektir. Tabiki aşırı durumlar hariç. Ama şu da bir gerçektir ki, takva sahipleri aşırı durumların bile üstesinden (kendi içlerinde) gelebilirler, yani bedensel zarar görseler bile imanlarını, Ahiret ümitlerini, ibadet yapma aşklarını asla yitirmezler, bir yol bulurlar yine, ALLAH düşmanlarına rağmen bile ibadetlerini huşu içinde yaparlar. İnanınki böyle. Takva sahipleri de her insan gibi insandır, etten kemiktendir, ölümsüz değildir, yani zarar görebilirler ve hatta çok canice ALLAH düşmanları tarafından öldürülebilirler. Bu onların imanlarını azaltmaz, onlar zaten kendi içlerinde, iç huzurlarını bulmuşlardır, başkalarına bakmazlar bile, tamamen kendilerine, kendi ibadetlerine bakarlar. Ve ALLAH’ın kafirlere ve şeytanlara kıyamete kadar mühlet verdiğini çok iyi bilirler, tüm zalimlerden kendilerini ve kendi imanlarını korumaya çalışırlar. Kimin zalim olup olmadığını da ALLAH’ a tevekkül ederler – yani kompleks yapmazlar, kanunlara ve yasalara ve görgü kurallarına uyarlar, zaten başkalarını ve başkalarının imanlarını sorgulayarak vakitlerini değersizce harcamazlar. Vakitlerini asıl değerli olan ALLAH yolunda, ibadet yolunda, şükür yolunda ALLAH’ın takdir ettiği eceli bekleme yolunda, yani vuslatı şükür ile bekleme yolunda harcarlar. Yani inanınki asıl bu şekilde vakitlerini hayatlarını dolu dolu yaşalar. Şükür olunca hayattan çok daha fazla zevk alınmaktadır. Hele bir bir yetinmeyi bilen bir insansanız ufacık şeylerle bile sorunsuz, kompleks yapmadan mutlu ve huzurlu olabilirsiniz, ve gerisi gelir. ALLAH size time table (haftalık program) bile hazırlar, şu gün spor, şu gün şu saat yürüyüş, şu gün şu saat film, şu gün şu saat gezi, şu gün şu saat eğlence gibi inanınki gerisi gelir.